Silivri açıklarında 7 kişinin hayatını kaybettiği tanker faciasına ilişkin dava, denizcilik tarihine geçecek bir savunmaya sahne oldu. Kocaeli'den Aliağa'ya seyreden boş durumdaki Alsu tankeri ile İskenderun'dan Karadeniz Ereğli'ye 4199 ton rulo sac taşıyan Nisa Kalkavan isimli kuru yük gemisi, 2022 yılının Mart ayında İstanbul'un Silivri ilçesi açıklarında çarpışmıştı. Çarpışmanın ardından büyük bir yangın çıkmış, olayda 7 denizci hayatını kaybetmişti. Davanın son duruşmasında ortaya çıkan detaylar, facianın nasıl gerçekleştiğine dair çarpıcı bir tablo ortaya koydu.
Facianın seyri ve savunmanın merkezindeki iddia
İddiaya göre, Alsu tankerinin kaptanı, seyir halindeyken uykuya gitti ve dümene henüz 7 aylık kaptanlık deneyimi olan ikinci kaptan geçti. Bu durum, geminin seyir güvenliğini tehlikeye attı. Savunma makamı, olayın yaşandığı sırada tankerde bulunan personelin yorgun olduğunu ve vardiya değişiminde usulsüzlük yapıldığını öne sürdü. Özellikle kaptanın uykuya gitmesi ve yerine deneyimsiz bir kaptanın geçmesi, kazanın ana nedeni olarak gösteriliyor. Duruşmada dinlenen bilirkişi raporları da bu iddiayı destekler nitelikte. Rapora göre, çarpışma anında Alsu tankerinin seyir kontrolünde ciddi zafiyet bulunuyordu.
Olay gecesi hava koşullarının seyri zorlaştıracak düzeyde olmadığı, ancak görüş mesafesinin kısmen sınırlı olduğu belirtildi. Buna rağmen, deneyimli bir kaptanın dümende olması halinde kazanın önlenebileceği vurgulandı. Savunma tarafı, kaptanın uykuya gitmesinin bir ihmal değil, uzun süreli vardiya sisteminin doğal bir sonucu olduğunu savundu. Ancak savcılık, kaptanın uykuya gitmeden önce gerekli tedbirleri almadığını ve yerine geçen kişinin yeterliliğini kontrol etmediğini belirterek suçlamaları sürdürüyor.
Denizcilik uzmanları ne diyor?
Denizcilik uzmanları, uluslararası denizcilik kurallarına göre, gemi kaptanının seyir halindeyken dümenden ayrılmasının ancak zorunlu hallerde ve yerine yetkin bir kişiyi bırakması kaydıyla mümkün olduğunu hatırlatıyor. 7 aylık kaptanlık deneyimi, uluslararası standartlara göre oldukça kısa bir süre. Uzmanlar, bu tür durumlarda geminin seyir güvenliğinin riske atıldığını ve olası bir kazanın kaçınılmaz hale geldiğini ifade ediyor. Ayrıca, vardiya sistemlerinin denizcilerin yorgunluğunu önleyecek şekilde düzenlenmesi gerektiği, aksi takdirde benzer faciaların yaşanabileceği uyarısında bulunuyorlar.
Dava dosyasına göre, Alsu tankerinde bulunan personelin çalışma saatleri ve dinlenme süreleri de incelendi. Bazı mürettebatın yasal sınırların üzerinde çalıştığı iddia edildi. Bu durum, kaptanın uykuya gitmesinin ardında yatan sebebin sadece kişisel bir tercih değil, aynı zamanda şirketin vardiya politikaları olduğunu gösteriyor. Savunma, bu noktada şirketin de sorumluluğuna dikkat çekerek, kaptanın tek başına suçlanamayacağını öne sürdü.
Olayın hukuki boyutu ve benzer kazalar
Silivri'deki tanker faciası, Türkiye denizcilik tarihinde önemli bir yer edindi. Benzer şekilde, 2018 yılında İzmir açıklarında yaşanan bir çarpışmada da vardiya değişimi sırasında yaşanan iletişim eksikliği nedeniyle kaza meydana gelmişti. Uzmanlar, bu tür olayların tekrarlanmaması için denizcilik şirketlerinin vardiya sistemlerini gözden geçirmesi ve kaptanların dinlenme sürelerine azami özen göstermesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, gemilerde otomatik seyir sistemlerinin yaygınlaşmasıyla insan hatasının azalabileceği, ancak yine de deneyimli personelin öneminin tartışılmaz olduğu belirtiliyor.
Davanın ilerleyen duruşmalarında, tarafların ek deliller sunması bekleniyor. Mahkeme, bilirkişi raporlarını ve tanık ifadelerini değerlendirerek nihai kararını verecek. Olayda hayatını kaybeden 7 denizcinin aileleri, adaletin tezahür etmesini ve sorumluların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep ediyor. Kamuoyu ise denizcilik sektöründe iş güvenliği ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini dile getiriyor.
Bağımsız değerlendirme
Deniz taşımacılığı, küresel ticaretin bel kemiği olsa da, beraberinde ciddi riskler barındırıyor. Silivri faciası, yalnızca bir kaptanın uykuya gitmesiyle sınırlı olmayıp, sektördeki yapısal sorunları gözler önüne seriyor. Vardiya sistemlerinin insani koşullara uygun hale getirilmesi, personelin dinlenme hakkının korunması ve denetimlerin sıkılaştırılması, benzer faciaların önlenmesi için hayati önem taşıyor. Aksi halde, denizlerde can kaybı haberleri kaçınılmaz olarak artacaktır. Bu dava, sadece bir kazanın değil, aynı zamanda bir sistemin sorgulandığı bir dönüm noktası olabilir.