Türkiye'nin savunma harcamaları içinde yerli ve milli çözümlere ayrılan pay, son yıllarda istikrarlı bir şekilde artıyor. Savunma Sanayii Başkanlığı'nın (SSB) verilerine göre, 2023 yılında savunma bütçesinin yaklaşık %70'i yerli projelere aktarıldı. Bu oran, 2010'da %40 seviyelerindeydi. Artış, Türkiye'nin dışa bağımlılığı azaltma ve teknolojik bağımsızlığını güçlendirme hedefinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Yerli Sistemlerin Payı Hızla Artıyor
Savunma harcamalarındaki bu değişim, sadece niceliksel değil niteliksel bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Son 20 yılda yerli savunma sanayi projelerinin sayısı 60'tan 800'ün üzerine çıktı. Bu projeler arasında insansız hava araçları (İHA), silahlı insansız hava araçları (SİHA), milli helikopterler, fırkateynler, denizaltılar ve hava savunma sistemleri yer alıyor. Özellikle Bayraktar TB2 ve Akıncı gibi İHA'lar, hem Türkiye'nin operasyonel kabiliyetini artırdı hem de ihracat kalemi haline geldi. 2023'te savunma ihracatı 5,5 milyar doları aşarak rekor kırdı.
Ekonomistler, savunma harcamalarının yerli çözümlere kaymasının cari açık üzerinde olumlu etkisi olduğunu vurguluyor. Daha önce yurt dışından satın alınan sistemler için ödenen döviz, şimdi yurt içinde kalıyor ve Ar-Ge'ye aktarılıyor. Bu durum, katma değerli üretimi teşvik ederken istihdamı da artırıyor. SSB rakamlarına göre, sektörde doğrudan 80 bin, dolaylı olarak 300 bin kişi istihdam ediliyor.
Ekonomik Bağımsızlık ve Teknoloji Transferi
Yerli savunma projelerine ağırlık verilmesi, teknoloji transferi ve know-how birikimi açısından da kritik. ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ gibi kurumlar, geliştirdikleri sistemlerle sadece Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda uluslararası pazarda rekabet ediyor. Örneğin, ASELSAN'ın geliştirdiği radar ve elektronik harp sistemleri, birçok ülke tarafından tercih ediliyor. Bu durum, Türkiye'nin savunma sanayisinde bölgesel bir güç haline gelmesini sağlıyor.
Ancak, yerli çözümlere ayrılan payın artması bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. Ar-Ge maliyetlerinin yüksekliği ve nitelikli iş gücü ihtiyacı, sektörün karşı karşıya olduğu başlıca sorunlar arasında. Ayrıca, bazı kritik bileşenlerde hala dışa bağımlılık sürüyor. Uzmanlar, bu alanlarda da yerelleşme çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini belirtiyor.
Savunma harcamalarının ekonomiye etkisi sadece savunma sanayisiyle sınırlı değil. Yerli üretim, yan sanayi kollarını da canlandırıyor. Otomotiv, makine, elektronik gibi sektörler, savunma sanayisine tedarikçi olarak katkı sağlıyor. Bu da ekonomik büyümeye çarpan etkisi yaratıyor. Örneğin, milli tank Altay projesi kapsamında 200'ün üzerinde yerli firma görev alıyor.
Öte yandan, savunma harcamalarının bütçe içindeki payı da tartışma konusu. 2024 yılı merkezi yönetim bütçesinde savunma ve güvenlik harcamaları için ayrılan kaynak, toplam bütçenin yaklaşık %12'sine denk geliyor. Bu oran, eğitim ve sağlık harcamalarının altında olsa da, ekonomik koşullar göz önüne alındığında önemli bir kalem. Hükümet, savunma harcamalarının yerli çözümlere kaydırılmasının uzun vadede ekonomik fayda sağlayacağını savunuyor.
Sonuç olarak, Türkiye'nin savunma harcamalarında yerli ve milli çözümlere ayrılan payın artması, hem stratejik hem de ekonomik bir tercih. Bu politika, dışa bağımlılığı azaltırken teknolojik altyapıyı güçlendiriyor ve ihracat potansiyelini yükseltiyor. Ancak, sürdürülebilirlik için Ar-Ge yatırımlarının kesintisiz devam etmesi ve nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde, savunma sanayisindeki yerelleşme oranının daha da artması ve Türkiye'nin küresel savunma pazarındaki payını büyütmesi bekleniyor.