Mustafa Sarıgül ve ailesinin Şişli Belediye Başkanlığı dönemindeki imar rantlarından elde ettiği milyar dolarlık kayıtdışı paranın, Altınbaş Holding, Belek’teki Titanic Hotel ortaklığı ve yurt dışındaki alışveriş merkezleri üzerinden aklanmaya çalışıldığı iddia ediliyor. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgiler, çarkın holdinglere kadar uzandığını gözler önüne serdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada, Sarıgül’ün mal varlığı ve şirket kayıtları mercek altına alındı.
İmar rantından holdinglere uzanan para trafiği
Soruşturma dosyasına göre, Sarıgül’ün belediye başkanlığı sırasında onaylanan imar planları ve ruhsatlarla değeri artırılan arsaların, çeşitli holdinglere satışı veya ortaklık yapılması yoluyla büyük kazançlar sağlandı. Bu kazançların bir kısmının kayıtdışı olarak yurt dışına transfer edildiği, bir kısmının ise Altınbaş Holding bünyesindeki şirketler üzerinden aklanmaya çalışıldığı öne sürülüyor. Belek’teki Titanic Hotel’in ortaklık yapısındaki değişiklikler ve yurt dışındaki AVM yatırımları da paranın izini sürmek için inceleniyor.
Savcılık, Sarıgül’ün aile üyeleri ve yakın çalışma arkadaşlarının da aralarında bulunduğu şüphelilerin mal varlıklarını dondurma kararı aldı. Ayrıca yurt dışındaki banka hesapları ve gayrimenkul kayıtları için adli yardım talebinde bulunuldu. Soruşturmanın derinleşmesiyle birlikte, imar rantlarının aktarıldığı iddia edilen holdinglerin yöneticilerinin de ifadeye çağrılabileceği belirtiliyor.
Altınbaş Holding ve Titanic Hotel bağlantısı
Altınbaş Holding, Türkiye’nin önde gelen mücevher ve gayrimenkul gruplarından biri olarak biliniyor. Holdingin, Belek’teki Titanic Hotel’e ortaklığı bulunuyor. Soruşturma kapsamında, Sarıgül ailesinin bu otelin yapımında veya işletmesinde kullanılan finansman kaynaklarıyla bağlantısı olup olmadığı araştırılıyor. İddialara göre, otelin inşaatı sırasında Şişli Belediyesi’nden alınan imar izinleriyle ilgili usulsüzlükler yapıldı ve bu durum holdinge avantaj sağladı.
Altınbaş Holding’den konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak holdinge yakın kaynaklar, iddiaların asılsız olduğunu ve tüm işlemlerin yasal çerçevede gerçekleştiğini savunuyor. Soruşturma dosyasında, holdingin bazı iştiraklerinin Sarıgül’ün oğlu ve damadıyla ortaklık yaptığı bilgisi yer alıyor.
Yurt dışındaki AVM ve gayrimenkul yatırımları
Soruşturmanın bir diğer ayağını, yurt dışında alınan alışveriş merkezleri ve lüks konutlar oluşturuyor. Sarıgül ailesinin, özellikle Dubai, Londra ve Bakü’de çeşitli gayrimenkuller edindiği, bu alımların parasının nereden geldiğinin belirsiz olduğu belirtiliyor. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporlarında, bu transferlerin “şüpheli işlem” olarak işaretlendiği öğrenildi.
Savcılık, söz konusu gayrimenkullerin alım tarihleri ile Şişli Belediyesi’ndeki imar kararlarının tarihleri arasında paralellik bulunduğunu tespit etti. Örneğin, büyük bir imar planı değişikliğinin onaylanmasından kısa süre sonra yurt dışında bir AVM’nin satın alındığı, bu durumun para akışını gizleme amacı taşıdığı iddia ediliyor.
Soruşturmanın seyri ve beklenen gelişmeler
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada şu ana kadar 20’den fazla kişinin ifadesine başvuruldu. Sarıgül’ün kendisi henüz ifade vermedi ancak avukatları aracılığıyla suçlamaları reddettiğini açıkladı. Soruşturmanın, dosyaya eklenen yeni belgelerle birlikte genişletilmesi bekleniyor. Özellikle holdingler arası para transferleri ve offshore hesaplar üzerindeki incelemelerin süreceği belirtiliyor.
Uzmanlar, bu tür soruşturmaların Türkiye’deki imar rantı ve kayıtdışı ekonominin boyutlarını gözler önüne serdiğini vurguluyor. Şişli gibi merkezi bir ilçede yıllar içinde oluşan rantın milyar dolarlarla ifade edilmesi, denetim mekanizmalarının yetersizliğine işaret ediyor. Soruşturmanın, benzer vakalara emsal teşkil edebileceği ve yerel yönetimlerdeki şeffaflık tartışmalarını yeniden alevlendirebileceği değerlendiriliyor.
Kamuoyu, soruşturmanın ne kadar derinleşeceğini ve holdinglerin bu iddialara nasıl yanıt vereceğini merakla takip ediyor. Sarıgül’ün siyasi kariyeri ve itibarı açısından kritik bir dönemeç olan bu süreç, aynı zamanda Türkiye’deki yargı ve finansal denetim sisteminin etkinliğini de test edecek.