AKP'li Bülent Tayyar'ın AKP'li Cumhurbaşkanı'na yönelik önerisi, Zülâl Kalkandelen tarafından dün kaleme alınan yazıda sert bir şekilde eleştirildi. Kalkandelen, bu önerinin 'şahsım devleti' anlayışının bir yansıması olduğunu belirterek, Türkiye'nin bu rejimle hiçbir sorununu çözemeyeceğini ve mevcut kötü gidişatın daha da derinleşeceğini ifade etti. Yazıda, AKP içindeki çözülme ve otoriterleşme eğilimleri mercek altına alındı.
AKP İçinde Başlayan Çatlak Sesler
Kalkandelen'in yazısına göre, AKP'li Tayyar'ın önerisi, partinin kendi içinde bile sorgulanmaya başlayan bir yönetim anlayışının ürünü. Tayyar, Cumhurbaşkanı'na daha da geniş yetkiler verilmesini önermişti. Ancak bu öneri, sadece muhalefet değil, AKP tabanında da rahatsızlık yaratmış durumda. Kalkandelen, bu tür önerilerin 'şahsım devleti' modelini perçinleştirmekten başka bir işe yaramayacağını vurguladı.
Yazıda, Türkiye'nin ekonomik kriz, adalet sistemindeki tıkanıklık, eğitimdeki yozlaşma ve dış politikadaki yalnızlık gibi temel sorunlarının, mevcut yönetim anlayışıyla çözülemeyeceği belirtildi. Kalkandelen, 'şahsım devleti'nin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu, çünkü bu modelin kurumsallaşmayı reddettiğini ve tüm gücü tek bir kişide topladığını ifade etti.
Çözüm Üretmeyen Bir Rejim
Zülâl Kalkandelen, yazısında AKP'li Cumhurbaşkanı'nın her sorunu 'ben çözerim' mantığıyla ele aldığını, ancak somut adımlar atmadığını dile getirdi. Pandemi döneminde yaşanan aksaklıklar, deprem felaketindeki yetersizlikler ve ekonomideki derinleşen kriz, bu yaklaşımın iflasını gözler önüne serdi. Kalkandelen'e göre, 'şahsım devleti' modeli, liyakat yerine sadakati, kurumlar yerine şahsı önceleyerek Türkiye'yi felakete sürüklüyor.
AKP içindeki Tayyar gibi isimlerin önerileri, aslında bir panik havasının ürünü. Parti, halk desteğini yitirdikçe daha da otoriterleşiyor ve muhalefeti bastırmaya çalışıyor. Ancak bu çabalar, sorunları çözmek yerine daha da büyütüyor. Kalkandelen, bu durumun sadece AKP'yi değil, tüm Türkiye'yi içine çeken bir çöküşü hazırladığını savundu.
Türkiye'nin Geleceği ve Çöküşün Kaçınılmazlığı
Yazıda, Türkiye'nin genç nüfusunun geleceğe dair umutsuzluğu, beyin göçünün hızlanması ve yargı bağımsızlığının yok edilmesi gibi konulara da değinildi. Kalkandelen, 'şahsım devleti'nin çöküşünün yalnızca siyasi bir değişimle değil, aynı zamanda toplumsal bir uyanışla mümkün olacağını belirtti. Ancak mevcut koşullarda bu uyanışın önündeki en büyük engelin, korku iklimi ve baskı olduğunu ekledi.
AKP'li Tayyar'ın önerisi, aslında rejimin kendini koruma refleksi. Ancak bu refleks, Türkiye'yi daha da karanlığa sürüklüyor. Kalkandelen, yazısını, 'şahsım devleti'nin çöküşünün kaçınılmaz olduğu, ancak bu çöküşün ülkeye ağır bedeller ödeteceği uyarısıyla tamamladı. Türkiye'nin bir an önce kurumsal demokrasiye dönmesi gerektiğini vurguladı.
Bağımsız Değerlendirme
Türkiye'de siyaset, uzun süredir 'şahsım devleti' ekseninde şekilleniyor. Bu model, başlangıçta hızlı karar alma ve icraat vaadiyle meşruiyet kazandı; ancak zamanla denge ve denetim mekanizmalarını yok ederek ülkeyi kırılgan bir yapıya dönüştürdü. AKP içindeki çatlak sesler, aslında rejimin kendi içinde bile tutarlılığını yitirdiğinin işareti. Zülâl Kalkandelen'in eleştirisi, sadece bir öneriyi değil, tüm bir yönetim felsefesini hedef alıyor. Türkiye'nin sorunlarını çözebilmesi için öncelikle bu felsefeden arınması, güçler ayrılığını ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmesi gerekiyor. Aksi halde, 'şahsım devleti'nin çöküşü, ülkeyi daha da derin bir kaosa sürükleyebilir. Bu noktada, sivil toplumun ve muhalefetin birleşik bir vizyon geliştirmesi hayati önem taşıyor.