İzmir'de yaşayan hamile Eda Ö., kontrol için gittiği özel bir hastanede bebeğinin öldüğü söylenerek kendisinden 30 bin lira talep edildiğini, ancak bir saat sonra başvurduğu devlet hastanesinde bebeğinin sağlıklı olduğunu öğrendiğini belirterek savcılığa suç duyurusunda bulundu. Olay, sağlık sistemine olan güveni sarsarken, mağduriyet iddiası yargıya taşındı.
Hastane kapısında şok: 'Bebeğin ölü, kürtaj olmalısın'
İddiaya göre, 8 haftalık hamile olan Eda Ö., özel bir hastanede rutin kontrol için muayene oldu. Ultrason sonrası doktor kendisine “Bebeğiniz ölmüş, acilen kürtaj olmanız gerekiyor” dedi. Bu sırada kendisinden 30 bin lira istenmesi üzerine Eda Ö., bu durumdan şüphelenerek başka bir görüş almak istedi. Hastane yetkilileri, işlem yapılmadığı takdirde düşük riskiyle karşı karşıya kalabileceğini söyleyerek baskı uyguladı.
Yaşadığı durum karşısında ne yapacağını bilemeyen Eda Ö., yakınlarının tavsiyesi üzerine aynı gün içinde Çiğli Bölge Eğitim Hastanesi'ne gitti. Burada yapılan detaylı ultrason sonucunda bebeğinin kalp atışlarının olduğu ve sağlığının gayet iyi olduğu belirlendi. “Orada geçen bir saatlik süre bana bir ömür gibi geldi. Bebeğimin ölü olduğunu söyleyen doktorlar, onun yaşadığını bilselerdi ne olurdu? Bu bir sağlık hatası mı yoksa maddi kazanç için yapılmış bir dolandırıcılık mı?” diye konuşan genç anne, yaşadığı korkuyu ve öfkeyi dile getirdi.
Savcılığa suç duyurusu
Yaşadığı sürecin ardından Eda Ö., avukatı aracılığıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak özel hastane hakkında suç duyurusunda bulundu. Dilekçede, hastane yönetimi ve ilgili doktor hakkında “görevi kötüye kullanma” ve “dolandırıcılık” suçlamalarıyla işlem yapılması talep edildi. Ayrıca Sağlık Bakanlığı'na da şikayette bulunulacağı öğrenildi.
Olay, sağlık sektöründe son dönemde artan özel hastane skandallarını yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar, özellikle hamilelik gibi hassas süreçlerde vatandaşların ikinci bir görüş almadan kritik kararlar vermemesi gerektiğini vurguluyor. Kadın Doğum Uzmanı Dr. Selin Kaya, “Bebeğin ölümü tanısı, yalnızca ultrason ile değil, gerekirse Doppler ve diğer ileri tetkiklerle desteklenmelidir. Tek bir muayeneyle kesin tanı konulması tıbben doğru değildir” uyarısında bulundu.
Sağlıkta etik tartışması yeniden alevlendi
Bu tür olaylar, özel hastanelerin maddi kazanç hırsıyla hastaları yanlış yönlendirdiği iddialarını güçlendiriyor. Türkiye'de her yıl binlerce hasta, benzer mağduriyetler yaşadığı iddiasıyla şikâyetçi oluyor ancak çoğu zaman cezai yaptırımlar yetersiz kalıyor. Sağlık Bakanlığı'nın denetimleri artırması, hastane yönetimlerinin şeffaf olması ve hasta haklarının daha etkin korunması gerektiği ifade ediliyor.
Eda Ö.'nün avukatı Ayşe Yılmaz, “Müvekkilimin yaşadığı bu travmatik süreç, sağlık sistemindeki etik sorunların en somut örneklerinden biridir. Umuyoruz ki yargı süreci bu tür olayların önüne geçilmesi için caydırıcı olur” dedi.
Öte yandan, hastane yönetimi ve doktorlarla ilgili henüz resmi bir açıklama yapılmadı. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü'nün, olayla ilgili inceleme başlattığı öğrenildi.
Bu olay, pek çok anne adayının aklında soru işareti oluşturdu: Özel hastanelerdeki muayenelere ne kadar güvenebiliriz? Uzmanlar, özellikle riskli gebeliklerde kamu hastanelerinin ve üniversite hastanelerinin tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, hastalardan alınan 'ek ücret' uygulamalarının denetlenmesi, vatandaşın cebinden çıkan paranın karşılığını tam olarak alıp almadığının takip edilmesi önem kazanıyor.
Yaşanan bu travmatik deneyim, anne adaylarının yanı sıra tüm hastalar için bir uyarı niteliği taşıyor: Kritik sağlık kararlarından önce mutlaka ikinci bir görüş alınmalı, şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden resmi kurumlara başvurulmalıdır.