ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) ABD'nin egemenliğini ve askerî faaliyetlerini tehdit ettiği gerekçesiyle mahkemeye karşı kapsamlı bir kampanya başlattı. Rubio, UCM'nin Amerikan vatandaşları ve askerleri üzerinde yetki kullanma girişimlerini 'kabul edilemez' olarak nitelendirirken, Washington yönetiminin mahkemeyi diplomatik ve ekonomik baskılarla işlevsiz hale getirmeyi hedeflediğini açıkladı. Bu adım, ABD'nin uluslararası hukuk kurumlarına yönelik geleneksel şüpheci yaklaşımının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Rubio'nun UCM'ye yönelttiği suçlamalar
Rubio, yaptığı yazılı açıklamada UCM'nin son dönemdeki soruşturmalarının ABD'nin ulusal güvenlik çıkarlarını hedef aldığını iddia etti. Bakan, özellikle mahkemenin Afganistan ve Filistin'deki ABD askerî faaliyetlerine ilişkin incelemelerinin 'siyasi saiklerle' yürütüldüğünü savundu. Rubio, 'UCM, Amerikan egemenliğine doğrudan bir meydan okumadır. Mahkemenin yetkisini tanımıyoruz ve bu girişimleri engellemek için tüm araçları kullanacağız' ifadelerini kullandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, kampanya kapsamında UCM'ye destek veren ülkelere yönelik yaptırımların değerlendirileceğini, mahkeme personeline vize kısıtlamaları getirileceğini ve ABD'nin mahkeme ile iş birliğini tamamen durduracağını duyurdu. Ayrıca, Washington'un UCM'nin faaliyetlerini finanse eden ülkeler üzerinde ekonomik baskı kurmayı da planladığı belirtiliyor.
ABD-UCM geriliminin tarihsel arka planı
ABD, UCM'nin kuruluşundan bu yana mahkemeye mesafeli durmuş, 2002 yılında imzaladığı Roma Statüsü'nü daha sonra geri çekmişti. Dönemin Başkanı George W. Bush yönetimi, Amerikan askerlerinin yargılanmasını önlemek için ikili anlaşmalar ve yasal düzenlemeler yapmıştı. Trump döneminde ise UCM yetkililerine yaptırım uygulanmış, Biden yönetimi bu yaptırımları kaldırmıştı. Rubio'nun hamlesi, Biden yönetiminin UCM'ye yönelik ılımlı politikasından bir sapma olarak yorumlanıyor.
UCM ise ABD'nin bu tutumuna karşılık, tarafsızlığını ve bağımsızlığını vurgulayan açıklamalar yaptı. Mahkeme Sözcüsü, 'UCM, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla mücadelede uluslararası toplumun ortak iradesini temsil eder. Hiçbir ülkenin baskısı, mahkemenin görevini yapmasını engelleyemez' dedi.
Uzmanlar, ABD'nin bu hamlesinin uluslararası hukuk düzenini zayıflatabileceği ve diğer ülkelerin de mahkeme ile iş birliğini azaltmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan, Rubio'nun kampanyasının, özellikle İsrail-Filistin çatışması ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi dosyalarda UCM'nin etkinliğini sınırlayabileceği belirtiliyor.
Bağımsız değerlendirmeler, bu gelişmenin ABD'nin küresel liderlik rolüyle uluslararası hukuka saygı arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne serdiğini gösteriyor. Rubio'nun saldırgan tutumu, ABD'nin çok taraflı kurumlarla ilişkisinde yeni bir dönemin habercisi olabilir. Uluslararası toplumun bu baskılara karşı nasıl bir tavır alacağı ise merak konusu.