1993 yılında, terör örgütü PKK'nın Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da estirdiği terör dalgası sırasında, Şırnak'ın Cizre ilçesinde görev yapan dört öğretmen, örgütün “İstiklal Marşı okutma, Türk bayrağını indir” tehdidine boyun eğmeyerek okullarında derslere devam etti. Bu kararlı duruş, öğretmenlerin örgüt üyelerinin silahlı saldırısına uğramasına ve yaralanmasına neden oldu. Yaralı öğretmenler, gösterdikleri üstün cesaret ve vatanseverliğe rağmen devlet tarafından gazi sayılmadı. Bu olay, yıllar sonra yeniden gündeme gelerek kamuoyunda tartışma yarattı ve öğretmenlerin fedakarlığının hak ettiği değeri görmediği yönünde tepkilere yol açtı.
Tehditlere Rağmen Eğitimden Ödün Vermediler
O dönemde Cizre'de görev yapan öğretmenler, PKK'nın okulları kapatma ve milli değerleri yok etme çağrılarına karşı koyarak eğitimin devam etmesi için mücadele etti. Öğretmenler, her sabah İstiklal Marşı'nı okutmak ve Türk bayrağını göndere çekmekten vazgeçmedi. Bu tavırları, örgütün hedefi haline gelmelerine neden oldu. Bir gün okul bahçesinde düzenlenen silahlı saldırıda, dört öğretmen vücutlarına isabet eden 10 kurşunla yaralandı. Öğretmenler, olaydan sağ olarak kurtuldu ancak hayatları boyunca taşıyacakları fiziksel ve psikolojik izler edindi.
Devletten Gazi Unvanı Verilmedi
Yaralanan öğretmenler, tedavilerinin ardından gazi sayılmaları ve bu kapsamda hak ettikleri sosyal haklardan yararlanabilmek için resmi makamlara başvurdu. Ancak yapılan değerlendirmelerde, öğretmenlerin terör saldırısı sonucu yaralandıkları kabul edilse de, gazi unvanı verilmesine ilişkin yasal düzenlemenin kapsamı dışında kaldıkları gerekçesiyle talepleri reddedildi. Bu durum, öğretmenlerin yıllardır süren hukuk mücadelesini başlattı. Konu, defalarca mahkemelere taşındı; ancak bugüne kadar olumlu bir sonuç alınamadı.
Öğretmenlerin Fedakarlığı ve Hukuki Süreç
Öğretmenlerin yaşadığı mağduriyet, özellikle eğitim camiasında ve sivil toplum kuruluşlarında geniş yankı buldu. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Eğitim-Bir-Sen gibi sendikalar, öğretmenlerin gazi sayılması için girişimlerde bulundu. Ancak yasal mevzuat, terörle mücadele sırasında yaralanan sivil vatandaşların gazi sayılmasını öngörmediği için bu talepler karşılık bulmadı. Öğretmenlerin avukatları, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru da dahil olmak üzere tüm yasal yolları denedi. Ancak Anayasa Mahkemesi, konuyu “hak ihlali” olarak değerlendirmedi ve başvuruyu reddetti. Bu karar, öğretmenlerin ve kamuoyunun tepkisine neden oldu.
Toplumsal Hafızada Unutulmayan Bir Direniş
Yaşanan olay, Türkiye'nin terörle mücadele tarihinde önemli bir yere sahip. Öğretmenlerin gösterdiği direniş, dönemin koşullarında eğitimin ve milli değerlerin korunması açısından büyük bir anlam taşıyor. O dönemde Cizre'de yaşayan birçok kişi, öğretmenlerin bu tavrının halk üzerinde moral kaynağı olduğunu ifade ediyor. Öğretmenler, bugün hâlâ yaşadıkları şehirlerde saygıyla anılıyor. Ancak hak ettikleri “gazi” unvanını alamamış olmaları, adalet duygusunu zedeliyor. Bu durum, devletin terör mağduru sivillere yönelik politikalarının gözden geçirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Adalet Arayışı ve Beklentiler
Öğretmenlerin avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuru hazırlığı içinde olduklarını belirtiyor. AİHM'in, Türkiye'nin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle tazminata hükmedebileceği ifade ediliyor. Öte yandan, siyasi partiler ve milletvekilleri konuyu TBMM gündemine taşıyarak yasal düzenleme yapılması çağrısında bulunuyor. Öğretmenlerin avukatı Ahmet Kaya, “Müvekkillerimizin tek talebi, devletin onları gazi olarak kabul etmesi ve bu uğurda verdikleri mücadelenin onurlandırılmasıdır. Bu, hem bir vefa borcu hem de bir hukuk zorunluluğudur” dedi.
Bağımsız Değerlendirme
Bu olay, bir ülkenin geleceğini inşa eden öğretmenlerin, en zor koşullarda bile görevlerine bağlılığını ve milli değerlerine sahip çıkma kararlılığını göstermesi bakımından ibret vericidir. Ancak devletin, bu fedakarlığı gazi unvanıyla taçlandırmaması, hem hukuki hem de vicdani bir yaradır. Terörle mücadelede sivillerin de ağır bedeller ödediği gerçeği göz önüne alındığında, mevzuatın bu tür durumları kapsayacak şekilde güncellenmesi, toplumsal adaletin tesisi açısından elzemdir. Unutulmamalıdır ki, bir öğretmenin İstiklal Marşı'nı okutmaktan vazgeçmemesi, bir askerin cephede savaşması kadar onurlu bir direniştir.