Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın 1995 yılında TBMM tarafından alınan karara ilişkin Yunanistan basınına yaptığı açıklamaları değerlendirdi. Öymen, söz konusu kararın Lozan Barış Antlaşması'nı esas aldığını belirterek Türkiye'nin Ege'deki hayati menfaatlerini savunduğunu vurguladı. Fidan'ın açıklamaları, 1995'te Meclis'in aldığı ve Ege'deki kriz durumunda hükümete yetki veren kararın yeniden gündeme gelmesine yol açtı.
1995 TBMM Kararı ve Lozan Temeli
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçtiğimiz günlerde Yunanistan basınına verdiği demeçte, 1995 yılında TBMM'nin aldığı karara atıfta bulunarak Türkiye'nin Ege'deki tutumunu yineledi. Fidan'ın bu açıklaması, iki ülke arasında zaman zaman alevlenen Ege sorunları bağlamında dikkatleri yeniden bu karara çekti. Emekli Büyükelçi Onur Öymen, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, 1995 kararının hukuki dayanağının Lozan Barış Antlaşması olduğunu ifade etti. Öymen, "TBMM'nin 1995'te aldığı karar, Lozan'ı esas alır. Bu karar, Türkiye'nin Ege'deki haklarını koruma iradesinin bir yansımasıdır" dedi.
Öymen, Lozan Antlaşması'nın Ege'deki adaların statüsünü ve gayri askeri statülerini belirlediğini hatırlatarak, Türkiye'nin bu antlaşmadan doğan haklarını sonuna kadar savunması gerektiğini söyledi. 1995 kararının, Yunanistan'ın karasularını 12 mile çıkarma girişimlerine karşı Meclis'in aldığı bir önlem olduğunu belirten Öymen, "O dönemde Yunanistan'ın 12 mil ısrarı üzerine Meclis, hükümete gerekli yetkileri verdi. Bu, caydırıcılık açısından önemli bir adımdı" diye konuştu.
Ege'de Hayati Menfaatler ve Caydırıcılık
Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Türkiye'nin Ege'deki hayati menfaatlerinin sadece karasularıyla sınırlı olmadığını, kıta sahanlığı, hava sahası, adaların silahlandırılması gibi birçok konuyu kapsadığını vurguladı. Öymen, "Türkiye, Ege'de barış ve istikrarın korunmasından yanadır. Ancak haklarımızdan da taviz vermeyiz. 1995 kararı, bu kararlılığın somut bir göstergesidir" ifadelerini kullandı.
Fidan'ın açıklamalarının, Yunanistan'a verilen net bir mesaj olduğunu belirten Öymen, "Sayın Bakan, Yunan basınına konuşarak uluslararası kamuoyuna Türkiye'nin pozisyonunu bir kez daha hatırlatmıştır. Bu, diplomatik açıdan önemli bir hamledir" dedi. Öymen, ayrıca son dönemde Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan yumuşama sürecine de değinerek, diyalog kanallarının açık tutulmasının faydalı olduğunu ancak ulusal çıkarlardan ödün verilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Arka Plan: 1995 Kararı Nedir?
TBMM, 1995 yılında Yunanistan'ın Ege Denizi'ndeki karasularını 12 deniz miline çıkarma niyetine karşı bir karar almıştı. Bu karar, hükümete Ege'deki gelişmelere göre gerekli önlemleri alma yetkisi tanıyordu. Kararın metninde, Lozan Barış Antlaşması ve uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye'nin egemenlik haklarının korunacağı belirtiliyordu. O dönemde ana muhalefette olan partiler de karara destek vermiş, Meclis'te geniş bir mutabakat sağlanmıştı.
Yunanistan ile Türkiye arasında 1996'da Kardak (Imia) krizinin patlak vermesi, bu kararın ne denli kritik olduğunu göstermişti. Kriz, askeri bir çatışma riskini beraberinde getirmiş ancak diplomatik girişimlerle yatıştırılmıştı. O günden bu yana Ege sorunları, iki ülke arasındaki ilişkilerin inişli çıkışlı seyrinde belirleyici bir faktör olmayı sürdürüyor.
Son yıllarda Türkiye ve Yunanistan arasında üst düzey temaslar artmış, güven artırıcı önlemler ve diyalog mekanizmaları devreye girmişti. Ancak zaman zaman karşılıklı açıklamalar gerilimi tırmandırabiliyor. Uzmanlar, 1995 kararının hâlâ yürürlükte olduğunu ve Türkiye'nin Ege politikasının temel taşlarından biri olmayı sürdürdüğünü belirtiyor. Öymen'in değerlendirmesi, bu kararın hukuki ve siyasi önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Emekli Büyükelçi Onur Öymen'in açıklamaları, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın mesajlarının arkasındaki tarihsel ve hukuki sürekliliği gözler önüne seriyor. Türkiye'nin Ege'deki pozisyonu, Lozan'dan bugüne değişmeyen bir kararlılıkla savunuluyor; 1995 kararı da bu kararlılığın Meclis iradesine yansıması olarak kayıtlara geçmiş durumda. Önümüzdeki dönemde Ege'de dengelerin nasıl şekilleneceği, tarafların diyalog ve caydırıcılık arasındaki dengeyi nasıl kuracağına bağlı görünüyor.