2026-2027 eğitim-öğretim yılı 7 Eylül'de başladı. Milyonlarca öğrenci ders başı yaparken, veliler okul giderlerini karşılamakta zorlanıyor. Enflasyonist ortamda okul alışverişi yapan aileler, kırtasiye, kıyafet, servis ve yemek gibi temel harcamalarda geçen yıla göre ciddi artışlarla karşılaştı. Bu durum, eğitimde fırsat eşitliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Okul Giderleri Enflasyonun Üzerinde Arttı
Eğitim-İş ve Eğitim-Sen gibi sendikaların yaptığı açıklamalara göre, 2026-2027 eğitim yılında ortalama bir ilkokul öğrencisinin velisine maliyeti, geçen yıla kıyasla yüzde 60 ila 70 arasında artmış durumda. Kırtasiye malzemeleri, okul çantası, defter, kalem gibi temel ihtiyaçların fiyatlarındaki artış, velilerin bütçesini zorluyor. Özellikle özel okul ücretlerine yapılan zamlar, Milli Eğitim Bakanlığı'nın açıkladığı yüzde 25'lik sınırın üzerinde gerçekleştiği iddialarıyla tartışma yaratıyor.
TÜİK'in açıkladığı ağustos ayı enflasyon verilerine göre, eğitim hizmetleri fiyatları yıllık bazda yüzde 55 artış gösterdi. Bu oran, genel enflasyonun üzerinde seyrediyor. Okul servisi ücretleri ise büyükşehirlerde yüzde 70'e varan zamlanma ile dikkat çekiyor. İstanbul'da bir öğrencinin aylık servis ücreti ortalama 3.500 TL'ye ulaşmış durumda.
Veliler Ne Diyor?
İstanbul'da yaşayan üç çocuk annesi Ayşe Kaya, "Geçen yıl 5.000 TL'ye aldığımız okul alışverişini bu yıl 8.500 TL'ye tamamlayabildik. Çocuklarımın defterlerini geçen yıldan kalanlarla idare etmeye çalışıyorum. Okul çantası, mont, bot derken bütçemiz altüst oldu" dedi. Kaya, devlet okulunda okuyan çocukları için bile ciddi harcama yaptığını, özel okula gitmenin ise hayal olduğunu belirtti.
Ankara'da iki çocuğu olan bir baba ise, "Kırtasiye malzemelerine gelen zamlar yüzünden çocuklarımın bazı ihtiyaçlarını ikinci döneme bırakmak zorunda kaldım. Okul yönetimi her ay ekstra ücretler talep ediyor, bunlar bütçemizi aşıyor" ifadelerini kullandı.
Sendika temsilcileri, velilerin artan maliyetler karşısında borçlanmaya yöneldiğini, bazı ailelerin çocuklarını okula göndermekte zorlandığını vurguluyor. Eğitim-Sen tarafından yapılan bir ankete göre, velilerin yüzde 40'ı okul harcamaları için kredi kartı veya tüketici kredisi kullanmak zorunda kaldığını belirtti.
Hükümetin Destek Paketleri Yetersiz mi?
Hükümet, eğitim desteği kapsamında dar gelirli ailelere yönelik nakit yardımlarını artırdığını duyurmuştu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 2026-2027 eğitim yılı için toplam 5 milyar TL'lik bir kaynak ayrıldığını açıkladı. Ancak sendikalar, bu desteğin ihtiyaç sahibi ailelerin yalnızca küçük bir kısmına ulaştığını ve miktarın yetersiz olduğunu savunuyor.
CHP ve diğer muhalefet partileri, iktidarın eğitim politikalarını eleştirerek, okul giderlerinin aileler üzerinde büyük bir yük oluşturduğunu dile getiriyor. Muhalefet, ücretsiz eğitim ilkesinin fiilen ortadan kalktığını, velilerin her yıl artan katkı paylarıyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Öte yandan iktidar kanadı, enflasyonla mücadelede alınan tedbirlerin zamanla meyve vereceğini ve eğitim yatırımlarının süreceğini ifade ediyor.
Eğitimde Fırsat Eşitliği Endişesi
Ekonomistler, eğitim harcamalarındaki artışın gelir dağılımı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. Düşük gelirli ailelerin çocukları, okul malzemelerine erişimde ve sosyal aktivitelerde geri kalırken, bu durumun uzun vadede sosyal mobilitteyi zayıflatacağı öngörülüyor. Eğitimciler, devlet okullarında ücretsiz yemek ve kırtasiye desteğinin yaygınlaştırılması gerektiğini savunuyor.
MEB yetkilileri, 2026-2027 yılında ücretsiz ders kitaplarının dağıtımına devam edildiğini, ayrıca bazı pilot illerde ücretsiz öğle yemeği uygulamasının genişletildiğini belirtiyor. Ancak veliler, bu desteklerin okulun diğer giderlerini karşılamadığını ifade ediyor. Okul aile birlikleri, artan ihtiyaçları karşılamak için bağış kampanyaları düzenliyor; bu durum, bazı okullarda veliler arasında eşitsizlik yaratıyor.
Önümüzdeki günlerde Milli Eğitim Bakanlığı'nın, velilerin ekonomik yükünü hafifletmeye yönelik yeni bir destek paketi açıklaması bekleniyor. Eğitim sendikaları ise kalıcı çözüm için eğitim bütçesinin artırılması ve okulların temel ihtiyaçlarının merkezi bütçeden karşılanması çağrısında bulunuyor.
Okulların açılmasıyla birlikte yaşanan bu maddi sıkıntılar, eğitimin sadece bir kamu hizmeti değil, aynı zamanda bir ekonomik yük olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Velilerin yaşadığı kaygı, eğitim sisteminin finansmanı ve sosyal devlet anlayışı üzerine daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.