Türk edebiyatının deneme ve eleştiri türündeki öncü isimlerinden Nurullah Ataç, 15 Ağustos 1898'de İstanbul'da doğdu. Babası devrin tanınmış eğitimcilerinden Mehmet Ata Bey, annesi ise Fatma Nüzhet Hanım'dır. Galatasaray Lisesi'nde başladığı eğitimini, İstanbul'un işgali üzerine yarıda bırakarak 1919'da İsviçre'ye gitti ve Cenevre Üniversitesi'nde Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli liselerde öğretmenlik ve müdürlük yapan Ataç, 1932'de Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı Tercüme Bürosu'nda çalışmaya başladı ve yabancı klasiklerin Türkçeye kazandırılmasında önemli rol oynadı.
Edebiyat Anlayışı ve Dil Devrimi'ne Katkıları
Nurullah Ataç, Türk Dil Devrimi'nin en ateşli savunucularından biriydi. Öz Türkçe akımının öncüleri arasında yer alan Ataç, yazılarında Arapça ve Farsça kökenli sözcükleri kullanmamaya özen gösterdi. Ona göre dil, halkın konuştuğu gibi yalın ve anlaşılır olmalıydı. Bu tutumu, zaman zaman eleştirilere hedef olsa da Ataç, düşüncelerinden taviz vermedi. Edebiyatın toplumsal bir işlevi olduğuna inanan yazar, denemelerinde bireysel duygulardan çok toplumsal meseleleri ele aldı. Fransız edebiyatından Montaigne ve Gide gibi yazarlardan etkilenen Ataç, Türk deneme türünün gelişmesinde öncü bir rol üstlendi.
Nurullah Ataç'ın Eserleri
Nurullah Ataç, daha çok deneme ve eleştiri türlerinde eserler verdi. Başlıca deneme kitapları şunlardır: "Günlerin Getirdiği" (1946), "Karalama Defteri" (1952), "Söz Arasında" (1957), "Okuruma Mektuplar" (1958), "Günce" (1960) ve "Söyleşiler" (1964). Ayrıca edebiyat üzerine yazdığı yazıları "Dergilerde" (1980) adlı kitapta toplanmıştır. Ataç, yazı hayatı boyunca "Akşam", "Milliyet", "Cumhuriyet", "Hürriyet" gibi gazetelerde ve "Varlık", "Yeni Ufuklar" gibi dergilerde yazdı. Edebiyatımıza kazandırdığı özgün deneme anlayışı ve dil üzerine getirdiği tartışmalarla bugün bile anılmaktadır.
Kişiliği ve Günlük Hayatı
Nurullah Ataç, sadece edebi kimliğiyle değil, günlük yaşamındaki alışkanlıkları ve kişiliğiyle de ilgi çeken bir isimdi. Özellikle Galatasaray'da oturduğu evi ve şık giyimiyle tanınır, üzerine titrediği bastonu ve fötr şapkasıyla İstanbul'un simgelerinden biri haline gelmişti. Yakın dostları onu, esprili ve keskin zekalı bir sohbetçi olarak anarlar. Ancak dil konusundaki katı tutumu bazı kesimler tarafından eleştirilmiş olsa da, Ataç bu eleştirilere yazılarıyla karşılık vermiştir. 1957'de geçirdiği bir rahatsızlık sonucu kısmi felç geçiren yazar, sağlık sorunlarına rağmen yazmayı bırakmamıştır.
Ölümü ve Mirası
Nurullah Ataç, 17 Mayıs 1957'de İstanbul'da vefat etti. Ölümünün ardından edebiyat çevrelerinde büyük bir üzüntü yarattı. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Günümüzde adı, her yıl düzenlenen Nurullah Ataç Deneme Ödülü ile yaşatılmaktadır. Deneme türünün Türk edebiyatında kökleşmesini sağlayan Ataç, aynı zamanda dil devriminin de öncü isimlerinden biri olarak anılmaktadır. Eserleri, bugün hâlâ edebiyatseverler tarafından okunmakta ve üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.
Nurullah Ataç'ın edebiyatımıza en büyük katkısı, deneme türünü halkın anlayabileceği yalın bir dille yazması ve bu türü geniş kitlelere sevdirmesidir. O, sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir dil devrimcisi ve düşünce adamı olarak Türk kültür hayatında önemli bir iz bırakmıştır. Eserleri, günümüzde hâlâ güncelliğini korumakta ve yeni okurlar tarafından keşfedilmeyi beklemektedir.