Hatay'ın Defne ilçesinde yaşanan vahşette, ayrılmak istediği için nişanlısı Üstün Ç. (33) tarafından babası Yusuf Azazi (65) ile birlikte öldürülen Lamiya Azazi'nin (22), cinayetten 10 gün önce bir kuyumcuya ayrılmak istediğini anlattığı ortaya çıktı. Kuyumcu, ifadesinde Lamiya'nın kendisine "Nişanlımdan ayrılmak istiyorum, aileme söyleyemiyorum" dediğini belirtti.
Kuyumcuya dert yanmıştı
Olay, geçtiğimiz hafta Hatay'ın Defne ilçesinde meydana geldi. Lamiya Azazi, bir süredir nişanlısı Üstün Ç. ile sorunlar yaşıyordu. Ayrılma kararı alan genç kadın, bunu ailesine söylemekte zorlanınca bir kuyumcuya dert yandı. Kuyumcu İ.K., ifadesinde şunları söyledi: "Lamiya dükkâna geldiğinde çok üzgündü. Nişanlısından ayrılmak istediğini ama ailesine söyleyemediğini anlattı. Bana 'Ne yapmalıyım?' diye sordu. Ben de ailesiyle konuşmasını tavsiye ettim."
Cinayet anı ve sonrası
Üstün Ç., Lamiya'nın ayrılmak istediğini öğrenince gözü döndü. Genç kadın ve babası Yusuf Azazi'yi evlerinin önünde bekleyen Üstün Ç., yanında getirdiği tabancayla ikisini de vurarak öldürdü. Olay yerinden kaçan katil zanlısı, kısa süre sonra polis ekipleri tarafından yakalandı. Gözaltına alınan Üstün Ç., emniyetteki ifadesinde pişman olduğunu söyledi ancak cinayeti planladığı ve soğukkanlılıkla işlediği belirlendi.
Kadın cinayetleri ve tepkiler
Lamiya Azazi'nin öldürülmesi, Türkiye'de kadın cinayetlerine karşı tepkileri yeniden alevlendirdi. Kadın dernekleri, yetkililere seslenerek kadınların şiddetten korunması için daha etkin önlemler alınmasını istedi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olayla ilgili soruşturma başlatırken, Hatay Valiliği de aileye taziye mesajı yayımladı.
Bu vahşet, kadınların ayrılma kararı almalarının bile canlarına mal olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, kadınların şiddet gördüklerinde ya da ayrılma kararı aldıklarında mutlaka güvenlik birimlerine ve destek hatlarına başvurmaları gerektiğini vurguluyor.
Lamiya'nın babasıyla birlikte katledilmesi, toplumda derin bir yara açtı. Kadın cinayetlerinin önlenmesi için yasal düzenlemelerin yanı sıra toplumsal bilinçlenmenin de şart olduğu belirtiliyor. Bu acı olay, aile içi şiddet ve kadın cinayetlerine karşı mücadelenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.