İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, iç siyasetteki seçim baskısı altında ABD medyasına verdiği röportajda Türkiye ve Osmanlı Devleti hakkında tartışma yaratacak açıklamalarda bulundu. Filistin topraklarında 7 Ekim'den bu yana sürdürdüğü saldırılarla uluslararası kamuoyunda tepki toplayan Netanyahu, Osmanlı'nın bölgedeki 400 yıllık barışçıl yönetimini inkar ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef aldı. Sert sözler, bölgesel gerilimi daha da tırmandırırken, Netanyahu'nun seçim öncesi dikkatleri başka yöne çekme çabası olarak yorumlandı.
Netanyahu'nun Osmanlı karşıtı söylemleri
Netanyahu, katıldığı bir Amerikan televizyon programında Osmanlı İmparatorluğu'nun Filistin dahil Ortadoğu'daki hâkimiyetini "işgal" olarak nitelendirdi. "Bölge 400 yıl boyunca bir imparatorluğun boyunduruğu altındaydı" ifadelerini kullanan İsrail lideri, Osmanlı döneminde Yahudilere yönelik baskı uygulandığı iddiasında bulundu. Tarihçiler, Osmanlı'nın Yahudi topluluklarına hoşgörüyle yaklaştığını ve İspanya'dan kovulan Yahudilere kucak açtığını belirtirken, Netanyahu'nun iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Özellikle 1492'de Osmanlı'ya sığınan Yahudiler, imparatorluk içinde önemli roller üstlenmişti.
Erdoğan'a doğrudan saldırı
Netanyahu, konuşmasının devamında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı "Filistin'deki terör örgütlerini desteklemekle" suçladı. "Türkiye'nin Gazze'ye yönelik saldırılarımızı eleştirmesi ikiyüzlülüktür" diyen Netanyahu, Erdoğan'ın açıklamalarını "provokasyon" olarak nitelendirdi. Erdoğan ise daha önce yaptığı açıklamalarda Netanyahu'yu "savaş suçlusu" olarak tanımlamış ve İsrail'in Gazze'deki operasyonlarını "soykırım" olarak nitelemişti. İki lider arasındaki gerginlik, son aylarda karşılıklı suçlamalarla tırmanışa geçmişti.
Seçim baskısı ve iç politika
Netanyahu'nun bu çıkışı, ülkesinde artan seçim baskısıyla ilişkilendiriliyor. İsrail'de yaklaşan genel seçimler öncesi anketler, Netanyahu'nun koalisyonunun oy kaybettiğini gösteriyor. Savaşın bitmemesi ve rehine krizinin çözülememesi, Başbakan'ın popülaritesini olumsuz etkiliyor. Analistlere göre Netanyahu, dış politikada sert söylemlerle dikkatleri başka yöne çekmeye çalışıyor. Ancak bu stratejinin, bölgesel ittifaklar açısından risk taşıdığı belirtiliyor. Türkiye ile İsrail arasında 2022'de başlayan normalleşme süreci, bu tür açıklamalarla yeniden gerilime dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya.
Türkiye'den tepkiler
Ankara'dan henüz resmi bir açıklama gelmezken, Dışişleri Bakanlığı kaynakları Netanyahu'nun sözlerini "tarihi çarpıtma" olarak değerlendirdi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Netanyahu, katliamlarına meşruiyet ararken Osmanlı'yı hedef alması acizliğin ifadesidir. Filistin toprakları Osmanlı döneminde huzur ve adaletle yönetilmiştir" dedi. MHP lideri Devlet Bahçeli de Netanyahu'yu "kanlı katil" olarak nitelendirirken, "soykırımcı İsrail Başbakanı'nın hesabını Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde verecek" ifadelerini kullandı.
Geçmişe dönük tarihsel gerçekler
Osmanlı İmparatorluğu, 1516'daki Mercidabık Muharebesi ile Filistin topraklarını ele geçirdi ve 1917'ye kadar bölgeyi yönetti. Bu dönemde Osmanlı, Yahudi, Hristiyan ve Müslüman toplulukların bir arada yaşadığı çok dinli bir yapıyı korudu. Özellikle Tanzimat Fermanı sonrası Yahudilere eşit vatandaşlık hakkı tanındı. Buna karşın, Netanhayu'nun atıfta bulunduğu "baskı" iddiaları, tarihsel kayıtlarla çelişiyor. Uzmanlar, Netanyahu'nun bu söyleminin, İsrail'in işgal politikalarına dayanak bulmak amacı taşıdığını belirtiyor.
Netanyahu'nun bu çıkışı, uluslararası kamuoyunda da eleştirilere yol açtı. Birleşmiş Milletler verilerine göre İsrail'in Gazze'de 7 Ekim'den bu yana düzenlediği saldırılarda 30 bini aşkın Filistinli hayatını kaybetti. Netanyahu'nun iç siyasette zor durumdayken dış düşman yaratma çabası, benzer rejimlerde sık görülen bir taktik olarak değerlendiriliyor. Ancak bu stratejinin, Orta Doğu'daki ateşkes çağrılarına gölge düşürdüğü ve bölgesel istikrarı daha da kırılgan hale getirdiği bir gerçek. Türkiye ve bölge ülkeleri, bu tür provokasyonlara karşı itidalli olmayı sürdürürken, tarihsel gerçeklerin çarpıtılmasına izin vermemelidir.