Küresel karbon emisyonlarının yalnızca yüzde 0,1'ini üreten Nepal, iklim krizinin yıkıcı etkilerine karşı en kırılgan ülkelerden biri. Geçtiğimiz haftalarda meydana gelen şiddetli sel ve toprak kaymaları, yüzlerce can kaybına ve büyük yıkıma yol açarak, iklim adaletsizliğinin çarpıcı bir örneğini dünyanın gündemine taşıdı. Himalaya ülkesi, küresel ısınmaya en az katkıda bulunanların en ağır sonuçlarla karşılaştığı gerçeğini bir kez daha gösteriyor.
Muson Yağmurları ve Buzul Erimeleri Felaketi Tetikledi
Nepal'de haziran-eylül ayları arasında etkili olan muson yağmurları, bu yıl normale göre çok daha şiddetli geçti. Ülkenin orta ve doğu bölgelerinde günlerce süren sağanak yağışlar, nehirlerin taşmasına ve yamaçların heyelanlarla çökmesine neden oldu. Yetkililer, son sel felaketinde en az 200 kişinin hayatını kaybettiğini, yüzlerce kişinin kaybolduğunu ve binlerce kişinin evsiz kaldığını açıkladı. Altyapı büyük ölçüde hasar gördü; köprüler yıkıldı, yollar kapandı ve tarım arazileri sular altında kaldı.
Uzmanlar, bu tür aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguluyor. Himalayalar'daki buzulların hızla erimesi, buzul göllerinin genişlemesine ve ani taşkın riskinin artmasına yol açıyor. Nepal, dünyanın en yüksek dağlarına ev sahipliği yapmasına rağmen, deniz seviyesinden yüksekliğine rağmen iklim krizinin yıkıcı etkilerinden kaçamıyor. Ülkenin coğrafi yapısı, dik yamaçları ve zayıf altyapısı, sellerin yıkım gücünü katbekat artırıyor.
İklim Adaletsizliği: En Az Sorumlu, En Çok Mağdur
Nepal'in kişi başına düşen karbon emisyonu, küresel ortalamanın çok altında. Ülke, toplam küresel sera gazı emisyonlarının sadece binde birini oluşturuyor. Buna karşın, iklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava olaylarına karşı en savunmasız ülkeler arasında yer alıyor. Bu durum, iklim adaletsizliği kavramını somutlaştırıyor: Sanayileşmiş ülkeler yüksek emisyonlarıyla küresel ısınmayı tetiklerken, Nepal gibi düşük emisyonlu ülkeler bedelini can ve mal kaybıyla ödüyor.
Uluslararası iklim müzakerelerinde sık sık dile getirilen "ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar" ilkesi, bu tabloyu daha da anlamlı kılıyor. Gelişmiş ülkeler, tarihsel emisyonları nedeniyle iklim finansmanı sağlama ve teknoloji transferi yapma yükümlülüğü altında. Ancak Nepal gibi ülkeler, iklim uyum projeleri için ayrılan fonlara erişimde zorluk çekiyor. Yetersiz finansman, erken uyarı sistemleri, dayanıklı altyapı ve afet hazırlık çalışmalarını sekteye uğratıyor.
Uluslararası Toplumun Sorumluluğu ve Çözüm Arayışları
Nepal hükümeti, iklim değişikliğiyle mücadele için uluslararası desteğin artırılması çağrısında bulunuyor. Ülke, 2020 yılında güncellenen Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı (NDC) belgesinde, 2030'a kadar orman örtüsünü artırma ve yenilenebilir enerjiye geçiş gibi hedefler belirledi. Ancak bu hedeflere ulaşmak için gereken mali kaynak ve teknik kapasite yetersiz. Nepal, aynı zamanda sınır aşan nehirler konusunda komşu ülkelerle işbirliği yaparak erken uyarı sistemlerini güçlendirmeye çalışıyor.
İklim krizi, sadece çevresel bir sorun değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve siyasi bir kriz. Nepal'de tarım sektörü, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın yaklaşık dörtte birini oluşturuyor ve nüfusun büyük bir kısmı geçimini tarımdan sağlıyor. Sel ve kuraklık gibi aşırı hava olayları, tarımsal üretimi düşürerek gıda güvenliğini tehdit ediyor, kırsal yoksulluğu derinleştiriyor. Ayrıca, iklim göçü, hızlı kentleşme ve altyapı baskısı gibi sorunları da beraberinde getiriyor.
Uluslararası toplumun, iklim adaletsizliğini gidermek için daha cesur adımlar atması gerekiyor. Gelişmiş ülkelerin, iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirmesi, uyum fonlarını artırması ve teknoloji paylaşımını hızlandırması kritik önem taşıyor. Nepal gibi ülkelerin sesini duyurması ve iklim müzakerelerinde daha etkin rol alması da kendi kaderlerini belirleme açısından önemli. Ancak unutulmamalıdır ki, iklim krizi sınır tanımıyor; bugün Nepal'de yaşananlar, yarın başka bir coğrafyada tekrarlanabilir. Bu nedenle, iklim adaleti, sadece ahlaki bir gereklilik değil, aynı zamanda küresel istikrarın da teminatı.