Neoliberal dönemde, birçok şeyin sonunun ilan edildiğine tanıklık ettik. Tarihin sonu, ideolojilerin sonu, devletin sonu, hatta insanın sonu… Bu ilanlar, küresel sermayenin zaferini pekiştirmek için kullanılan söylemlerdi. Ancak 2008 krizi, artan eşitsizlikler ve son olarak pandemi, bu söylemlerin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Doğan Ergenç'in 'Emperyalizm üzerine' başlıklı yazısı, bu sonların aslında emperyalizmin yeni bir evresine işaret ettiğini savunuyor.
Neoliberal Söylemlerin Çöküşü
1980'lerden itibaren hakim olan neoliberal politika, devlet müdahalesini asgariye indirip piyasanın her şeyi düzenleyeceğini varsayıyordu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Francis Fukuyama, 'Tarihin Sonu'nu ilan etti. Artık liberal demokrasi ve kapitalizm nihai zaferini kazanmıştı. Benzer şekilde, devletin sonu, ideolojilerin sonu gibi kavramlar da dolaşıma sokuldu. Ancak bu söylemler, küresel Kuzey'in çıkarlarına hizmet eden bir emperyalizm biçiminin maskesiydi. Aslında sona eren, Soğuk Savaş döneminin blok siyasetiydi; emperyalizm değil, tam tersine yeni bir emperyalist düzen inşa ediliyordu.
Küresel Eşitsizlikler ve Yeni Sömürgecilik
Neoliberal dönem, zengin ile yoksul arasındaki uçurumu derinleştirdi. Çok uluslu şirketler, ulus devletlerin denetiminden sıyrılarak küresel bir güç haline geldi. Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar, borç kıskacı altındaki ülkelere kemer sıkma politikaları dayattı. Bu, klasik sömürgeciliğin modern bir versiyonuydu. Doğan Ergenç, bu süreci 'emperyalizmin neoliberal yüzü' olarak tanımlıyor. Ona göre, 'son' ilanları, aslında emperyalizmin sona ermediğini, aksine yeniden yapılandığını gizlemeye yönelikti. Artık kapitalizm, krizlerini aşmak için yeni sömürge alanları arıyor.
Günümüzde Emperyalist Rekabet
Günümüzde ABD-Çin rekabeti, Rusya'nın Ukrayna müdahalesi ve Afrika'da artan yatırımlar, emperyalizmin canlı olduğunu gösteriyor. Neoliberal dönemin sona erdiği iddia edilse de, temel dinamikler aynı kaldı. Sadece biçim değiştirdi: Artık doğrudan işgal yerine, ekonomik bağımlılık ve teknolojik üstünlük yoluyla hegemonya kuruluyor. Ergenç, bu durumu 'dijital emperyalizm' olarak nitelendiriyor. Büyük teknoloji şirketlerinin veri tekeli, yeni bir sömürü mekanizması yaratıyor. Bu bağlamda, neoliberalizmin sonu aslında emperyalizmin yeni bir evresinin başlangıcıdır.
Sonuç olarak, Doğan Ergenç'in analizi, neoliberal söylemlerin ötesine geçerek emperyalizmin güncel biçimlerine ışık tutuyor. Tarihin sonu değil, tarihin yeni bir sayfası açılıyor. Bu sayfa, eşitsizliklerin arttığı, savaşların yeniden şekillendiği ve sömürünün derinleştiği bir dönemi işaret ediyor. Emperyalizmin sonu, ancak küresel adalet ve eşitlik temelinde inşa edilecek yeni bir düzenle mümkün olacaktır.