Cezaevinde hayatını kaybeden MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada çarpıcı bir detay ortaya çıktı. Acil butonuna 18.08'de basılmasına rağmen tutanağa 18.17 yazılması üzerine başlatılan soruşturmada tutuklanan FETÖ'cü iki eski savcı, 9 dakikalık hatada birbirlerini suçladı.
Olayın Geçmişi ve İddialar
MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu, 2011 yılında cezaevinde hayatını kaybetmişti. Kozinoğlu'nun ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada, cezaevi kayıtlarında usulsüzlük yapıldığı iddia edildi. Acil butonuna basılma saati ile tutanağa geçirilen saat arasındaki 9 dakikalık fark, soruşturmanın kilit noktasını oluşturdu.
Soruşturma kapsamında, dönemin savcılarından FETÖ üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklanan iki eski savcı, ifadelerinde birbirlerini suçladı. Savcılardan biri, tutanağı diğerinin hazırladığını ve saatin yanlış yazıldığını öne sürerken, diğeri de sorumluluğun ilk savcıda olduğunu iddia etti.
Olayla ilgili yürütülen soruşturmada, cezaevi görevlilerinin de ifadelerine başvuruldu. Görevliler, acil butonuna basıldığında saat 18.08 olduğunu, ancak tutanağın 18.17 olarak düzenlendiğini belirtti. Bu çelişki, Kozinoğlu'nun ölümüne müdahalede gecikme yaşandığı iddialarını güçlendirdi.
Soruşturmanın Seyri ve FETÖ Bağlantısı
Kaşif Kozinoğlu'nun ölümü, yıllardır tartışma konusu olmuştu. Kozinoğlu'nun avukatları, müvekkillerinin ölümünde ihmal olduğunu ve gerekli tıbbi müdahalenin yapılmadığını savunmuştu. Soruşturma, FETÖ'nün cezaevindeki yapılanmasına işaret eden delillerle derinleşti.
Tutuklanan eski savcıların FETÖ ile bağlantılı oldukları, örgütün talimatıyla hareket ettikleri öne sürüldü. İddianamede, savcıların Kozinoğlu'nun ölümünü örtbas etmek için tutanakta tahrifat yaptıkları belirtildi. Ayrıca, cezaevi yönetimindeki bazı kişilerin de FETÖ ile irtibatlı olduğu tespit edildi.
Soruşturma kapsamında, Kozinoğlu'nun ölüm anına ilişkin kamera kayıtları incelendi. Kayıtlarda, acil butonuna basıldıktan sonra 9 dakika boyunca kimsenin müdahale etmediği görüldü. Bu süre zarfında cezaevi personelinin olay yerine intikal etmediği belirlendi.
Eski savcıların yargılaması devam ederken, her ikisi de suçlamaları reddetti. Savcılardan biri, "Tutanakta yazan saati ben yazmadım, diğer savcı arkadaşım hazırladı. Benim hatam yok." derken, diğeri "Olay günü ben izinliydim, tutanaktan haberim yok. Sorumluluk ilk savcıya aittir." şeklinde savunma yaptı.
Kozinoğlu'nun Ölümü ve Yargı Süreci
Kaşif Kozinoğlu, 2011 yılında tutuklu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybetmişti. Ölüm nedeni olarak kalp krizi gösterilmiş ancak ailesi ve avukatları, Kozinoğlu'nun sağlık durumunun iyi olduğunu ve ölümünde ihmal olduğunu iddia etmişti. Yıllar sonra başlatılan soruşturma, olayın üzerindeki sır perdesini aralamaya başladı.
FETÖ'nün yargı içindeki yapılanması, birçok davada olduğu gibi bu soruşturmada da kendini gösterdi. Tutuklanan savcıların örgütle bağlantıları, savcılık makamının hazırladığı iddianamede detaylandırıldı. İddianamede, savcıların örgütün talimatıyla hareket ederek Kozinoğlu'nun ölümünü örtbas etmeye çalıştıkları vurgulandı.
Soruşturma, cezaevi yönetimindeki diğer şüphelilerin de yargılanmasıyla genişledi. Bazı cezaevi görevlileri, olay günü yaşananları anlatarak savcıların talimatıyla tutanağın değiştirildiğini iddia etti. Bu ifadeler, soruşturmanın seyrini değiştirdi.
Kozinoğlu ailesinin avukatı, yaptığı açıklamada, "Yıllardır müvekkilimizin ölümünün aydınlatılması için mücadele ediyoruz. Bugün gelinen noktada, sorumluların yargı önüne çıkarılması bizi memnun etti. Ancak gerçeklerin tam olarak ortaya çıkması için sürecin takipçisi olacağız." dedi.
Dava, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. FETÖ'nün yargıdaki etkisinin bir kez daha gözler önüne serildiği bu olay, yargı reformu tartışmalarını da beraberinde getirdi. Uzmanlar, benzer olayların yaşanmaması için yargıda liyakat ve denetimin önemine dikkat çekti.
Sonuç olarak, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma, FETÖ'nün cezaevi ve yargıdaki yapılanmasını gözler önüne serdi. İki eski savcının birbirini suçlaması, örgüt içindeki çözülmeyi ve sorumluluktan kaçma çabalarını yansıtıyor. Dava süreci, Türkiye'nin yakın tarihindeki karanlık noktaların aydınlatılması açısından kritik bir önem taşıyor.