İşgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa, Yahudilerin Sukot (Çardaklar) Bayramı'nın üçüncü gününde 1792 İsraillinin polis koruması altında gerçekleştirdiği bir baskına sahne oldu. Filistin topraklarını gasbeden yerleşimciler ve İsrailli ziyaretçiler, sabahın erken saatlerinden itibaren Harem-i Şerif'e akın etti. İsrail polisi, baskın sırasında çevrede geniş güvenlik önlemleri alarak Filistinlilerin bölgeye girişini kısıtladı.
Baskının Ayrıntıları ve İsrail Polisinin Rolü
Edinilen bilgilere göre, baskın Sukot Bayramı'nın üçüncü gününe denk geldi. İsrail polisi, sabah 07:00 sularında Mescid-i Aksa'nın çeşitli kapılarını açarak İsrailli grupların içeri girmesine izin verdi. Görgü tanıkları, baskın sırasında İsraillilerin bayram ritüellerini yerine getirdiğini ve bazılarının dini ilahiler söylediğini aktardı. Filistinli kaynaklar, polisin Müslüman cemaatin sabah namazına girişini saatlerce engellediğini belirtti.
İsrail polisi, baskının yasal olduğunu ve ziyaretçilerin belirlenen saatlerde bölgeyi ziyaret etme hakkına sahip olduğunu savundu. Ancak uluslararası hukuk ve mevcut statüko düzenlemeleri, Mescid-i Aksa'nın Müslümanların ibadet yeri olduğunu ve Yahudi ziyaretçilerin ancak belirli kısıtlamalar altında girebileceğini öngörüyor. Bu baskın, son yıllarda artan provokatif eylemlerin bir yenisi olarak kayıtlara geçti.
Uluslararası Tepkiler ve Filistin'in Yanıtı
Filistin yönetimi, baskını kınayarak uluslararası toplumu acilen harekete geçmeye çağırdı. Filistin Devlet Başkanı Sözcüsü, yaptığı yazılı açıklamada, "Mescid-i Aksa'ya yönelik bu saldırı, işgalin dini mekanlara saygısızlığının açık bir göstergesidir. Uluslararası toplum, bu ihlallere sessiz kalmamalıdır" ifadelerini kullandı. Filistin Dışişleri Bakanlığı, konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşıyacaklarını duyurdu.
Ürdün, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelerden de kınama açıklamaları geldi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, "İsrail'in Mescid-i Aksa'ya yönelik provokatif eylemleri, bölgede gerilimi tırmandırmaktan başka bir işe yaramaz. Kudüs'ün statüsü uluslararası anlaşmalarla korunmalıdır" açıklamasını yaptı. İslam İşbirliği Teşkilatı, acil toplantı kararı aldığını bildirdi.
Sukot Bayramı ve Mescid-i Aksa'nın Önemi
Sukot, Yahudilerin çölde geçirdikleri 40 yılı anmak için kutladıkları bir bayramdır. Bu süre zarfında geçici çardaklarda (sukka) yaşarlar. Bayram boyunca Kudüs'e akın eden Yahudiler, dini ritüellerini gerçekleştirmek için Mescid-i Aksa çevresinde yoğunlaşır. Ancak bu ziyaretler, Filistinliler tarafından provokasyon olarak algılanıyor ve sık sık çatışmalara yol açıyor.
Mescid-i Aksa, İslam'ın ilk kıblesi ve üçüncü kutsal mekanı olarak kabul edilir. Harem-i Şerif olarak da bilinen bu alan, 1967'den beri İsrail işgali altında. Uluslararası toplum, Doğu Kudüs'ün işgalini tanımıyor ve bölgedeki statükonun korunması çağrısı yapıyor. Ancak İsrail, yerleşimci grupların baskınlarını destekleyerek statükoyu fiilen değiştirmeye çalışıyor.
Ekonomik ve Siyasi Yansımalar
Mescid-i Aksa'daki baskınlar, sadece dini ve siyasi değil, aynı zamanda ekonomik sonuçlar da doğuruyor. Bölgede artan gerilim, turizm gelirlerini olumsuz etkiliyor ve yatırımcı güvenini sarsıyor. Filistin ekonomisi, zaten kısıtlamalar altında olan ticaret yolları nedeniyle her baskın sonrası daha da daralıyor. İsrail tarafında ise aşırı sağcı grupların provokasyonları, uluslararası yaptırım riskini artırıyor.
Uzmanlar, bu tür baskınların bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ve iki devletli çözüm umutlarını zayıflattığını belirtiyor. Son yıllarda Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınların sayısında ciddi bir artış gözlemleniyor. 2023 yılında kaydedilen baskın sayısı, önceki yıllara göre yüzde 40 artış gösterdi. Bu durum, uluslararası toplumun etkisiz kaldığı bir ortamda Filistinlilerin dini haklarının sistematik olarak ihlal edildiğini ortaya koyuyor.
Baskının ardından bölgede gerginlik devam ediyor. Filistinliler, Mescid-i Aksa'da nöbet tutmaya devam ederken, İsrail polisi çevredeki mahallelerde geniş güvenlik önlemleri almış durumda. Uluslararası kuruluşlar, taraflara itidal çağrısı yaparken, benzer provokasyonların tekrarlanmaması için somut adımlar atılması gerektiğini vurguluyor.