Mersin'de jandarma dedektifleri, öldürüldüğü değerlendirilen ancak cesedi bulunamayan bir kişinin kimliğini DNA analiziyle belirledi. Cinayet zanlısı, 'kasten öldürme' ve 'hırsızlık' suçlarından tutuklanırken, olayın sır perdesi adli tıp ve saha çalışmalarıyla aralandı. Jandarma ekipleri, kayıp ihbarı üzerine başlattıkları soruşturmada, mağdurun yakınlarından alınan DNA örnekleriyle soy bağı kurarak cesedi olmayan cinayeti çözdü.
DNA analiziyle kimlik tespiti
Olay, Mersin'in merkez ilçelerinden birinde meydana geldi. Bir kişinin kaybolması üzerine ailesi jandarmaya başvurdu. Yapılan araştırmalarda mağdurun son olarak tanıdığı bir kişiyle görüştüğü belirlendi. Ancak cesede ulaşılamayınca, jandarma dedektifleri adli tıp uzmanlarıyla birlikte çalışma başlattı. Mağdurun evinden ve ailesinden alınan biyolojik örnekler, DNA profili çıkarmak için kullanıldı. Yapılan karşılaştırmada, kayıp şahsın kimliği kesinleştirildi. Ayrıca zanlıya ait olduğu değerlendirilen bir aracın bagajında kan izleri bulundu. Kan örnekleri, mağdurun DNA'sıyla eşleşince cinayet kesinleşti.
Zanlının itirafı ve suçlamalar
Gözaltına alınan şüpheli, jandarmadaki ifadesinde cinayeti itiraf etti. Mağduru öldürdükten sonra cesedini bilinmeyen bir yere gömdüğünü söyledi. Ancak yapılan aramalara rağmen ceset bulunamadı. Zanlı, adliyeye sevk edildi ve 'kasten öldürme' suçundan 25 yıl, 'hırsızlık' suçundan da ayrıca ceza istemiyle tutuklandı. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
Cesetsiz cinayetin hukuki boyutu
Ceset bulunamasa bile, DNA delilleri ve diğer adli kanıtlar sayesinde cinayet davaları açılabiliyor. Türk Ceza Kanunu'na göre, ölüm olayı kesin delillerle ispatlanabiliyorsa cesedin bulunması şart değil. Bu tür davalarda adli tıp raporları, olay yeri inceleme ve tanık ifadeleri büyük önem taşıyor. Mersin'deki bu dava, DNA teknolojisinin suç çözümündeki etkinliğini bir kez daha gözler önüne serdi.