Londra merkezli Resmi Parasal ve Finansal Kurumlar Forumu (OMFIF), 90 merkez bankası ve kamu fonunun katılımıyla hazırladığı raporda, jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte merkez bankalarının önümüzdeki 10 yılda dolar rezervlerini azaltma kararı aldığını ortaya koydu. Tarihte bir ilk olan bu eğilim, küresel rezerv yönetiminde köklü bir değişime işaret ediyor. Rapora göre kurumlar, rezervlerini altın ve yapay zeka gibi alternatif varlıklara yönlendirerek portföylerini çeşitlendirmeyi hedefliyor.
Doların hakimiyeti sorgulanıyor
OMFIF raporu, merkez bankalarının doların küresel rezervlerdeki payını azaltma isteğinin arkasında yatan temel faktörün jeopolitik gerilimler olduğunu belirtiyor. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrası uygulanan yaptırımlar, doların bir silah olarak kullanılabileceği endişesini artırdı. Rapora katılan merkez bankalarının yüzde 56'sı, önümüzdeki 5 yıl içinde dolar rezervlerini azaltmayı planladıklarını ifade etti. Bu oran, 2019'da yapılan benzer bir ankette yüzde 38 seviyesindeydi.
Altın ve yapay zeka yeni güvenli limanlar
Merkez bankaları, doların yerine altın ve yapay zeka teknolojilerine yatırım yapmayı değerlendiriyor. Rapora göre katılımcıların yüzde 42'si, rezervlerinde altın oranını artırmayı planlıyor. Altın, jeopolitik belirsizlik dönemlerinde güvenli bir liman olarak görülüyor. Öte yandan yapay zeka alanındaki yatırımlar da dikkat çekiyor. Merkez bankalarının yüzde 28'i, rezervlerinin bir kısmını yapay zeka gibi teknoloji odaklı varlıklara yönlendirmeyi düşünüyor. Bu eğilim, dijital dönüşümün finans sektöründe yarattığı değişimin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Çeşitlendirme trendi hızlanıyor
Rapor, merkez bankalarının rezerv çeşitlendirmesinde sadece altın ve yapay zeka ile sınırlı kalmadığını gösteriyor. Katılımcıların yüzde 35'i, Çin yuanı gibi alternatif para birimlerine yönelmeyi planlıyor. Aynı zamanda yeşil tahviller ve sürdürülebilir yatırım araçlarına olan ilgi de artıyor. OMFIF İcra Kurulu Başkanı Mark Franklin, "Merkez bankaları, jeopolitik risklere karşı daha dayanıklı bir portföy oluşturmak için geleneksel kalıpların dışına çıkıyor" dedi. Franklin, bu değişimin orta vadede doların küresel rezervlerdeki payını yüzde 60'ın altına çekebileceğini öngörüyor.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verilerine göre, doların küresel rezervlerdeki payı 2000 yılında yüzde 71 iken, 2023'te yüzde 58'e geriledi. OMFIF raporu, bu düşüşün önümüzdeki dönemde hızlanacağına işaret ediyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları, rezervlerini çeşitlendirme konusunda daha istekli görünüyor.
Yapay zeka rezerv yönetimini dönüştürecek
Yapay zeka sadece yatırım aracı olarak değil, aynı zamanda rezerv yönetimi süreçlerinde de kullanılmaya başlanıyor. Rapora katılan merkez bankalarının yüzde 45'i, risk yönetimi ve portföy optimizasyonu için yapay zeka tabanlı sistemler kullandığını belirtti. Bu sistemler, piyasa hareketlerini daha hızlı analiz ederek karar alma süreçlerini iyileştiriyor. OMFIF raporuna göre, yapay zeka kullanımı önümüzdeki 5 yıl içinde merkez bankalarının yüzde 70'ine yayılacak.
Jeopolitik riskler ve enflasyon etkisi
Merkez bankalarının bu kararının arkasında yalnızca jeopolitik riskler değil, aynı zamanda yüksek enflasyon da yer alıyor. Rapora göre, katılımcıların yüzde 62'si enflasyonun rezerv politikalarını etkileyen en önemli faktör olduğunu söyledi. Altın, enflasyona karşı koruma sağlayan bir varlık olarak öne çıkarken, yapay zeka yatırımları ise uzun vadede getiri potansiyeli yüksek olarak değerlendiriliyor.
Merkez bankalarının dolar rezervlerini azaltma eğilimi, küresel finans sisteminde dengeleri değiştirebilir. Uzmanlara göre, bu durum ABD'nin borçlanma maliyetlerini artırabilir ve doların değer kaybetmesine yol açabilir. Ancak diğer yandan, rezerv çeşitlendirmesi finansal istikrarı artırarak krizlere karşı daha dirençli bir sistem oluşturabilir.
OMFIF raporu, merkez bankalarının 10 yıllık perspektifle aldıkları bu kararın, küresel ekonominin geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor. Altın ve yapay zeka gibi varlıkların rezervlerdeki payının artması, yatırım dünyasında yeni fırsatlar yaratırken, aynı zamanda jeopolitik gerilimlerin finansal sistem üzerindeki etkisini de gözler önüne seriyor.