Orta Doğu'da akan kanın durdurulması için atılan her adım, bölgesel ve küresel aktörlerin karmaşık çıkarlarıyla şekilleniyor. Mekke Antlaşması olarak bilinen ve 2019 yılında Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde imzalanan anlaşma, bölgedeki gerilimi azaltmayı amaçlasa da, bugün hâlâ tartışılan beş temel kusuru barındırıyor. Bu kusurlar, anlaşmanın kalıcı bir barış getirme kapasitesini sorgulatıyor.
1. Tarafların Taahhütlerinin Belirsizliği
Mekke Antlaşması'nın en belirgin sorunu, imzacı tarafların yükümlülüklerinin net olmaması. Anlaşma metninde yer alan ifadeler, genellikle geniş yorumlara açık bırakılmış. Örneğin, "bölgesel istikrarın korunması" gibi soyut hedefler, somut adımlara dönüştürülmediği için her taraf kendi çıkarına göre hareket edebiliyor. Bu belirsizlik, anlaşmanın uygulanabilirliğini zayıflatıyor ve taraflar arasındaki güveni sarsıyor.
2. Denetim Mekanizmalarının Eksikliği
Antlaşmanın etkinliğini artıracak bağımsız bir denetim mekanizması bulunmuyor. Taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğini izleyecek bir yapı olmadığı için, ihlaller karşısında yaptırım uygulanamıyor. Bu durum, anlaşmayı imzalayan ülkelerin sorumluluktan kaçmasına olanak tanıyor. Özellikle silah ambargoları ve askeri faaliyetlerin sınırlandırılması gibi kritik konularda denetim eksikliği, anlaşmanın etkisiz kalmasına yol açıyor.
3. Bölgesel Güç Dengelerini Gözetmemesi
Orta Doğu'daki güç dengeleri, anlaşmanın imzalanmasından bu yana önemli ölçüde değişti. İran'ın bölgesel nüfuzunu artırması, Suudi Arabistan ve BAE'nin Yemen'deki müdahaleleri, Katar ablukası gibi gelişmeler, Mekke Antlaşması'nın öngördüğü statükoyu sarstı. Anlaşma, bu dinamikleri dikkate almadığı için taraflar arasındaki rekabeti dizginlemede başarısız oldu. Özellikle 2021'deki AlUla Zirvesi'nde alınan kararlar, Mekke Antlaşması'nın yetersizliğini gözler önüne serdi.
4. Yerel Aktörlerin Sürece Dahil Edilmemesi
Mekke Antlaşması, bölgesel devletler arasında bir uzlaşı olarak tasarlanmış; ancak sahadaki yerel aktörler, muhalif gruplar ve sivil toplum temsilcileri sürecin dışında tutulmuş. Bu durum, anlaşmanın tabandan destek görmemesine ve uygulanmasının zorlaşmasına neden oluyor. Örneğin, Yemen'deki Husiler ve Suriye'deki muhalif gruplar, anlaşmanın meşruiyetini sorguluyor. Yerel dinamikler göz ardı edilerek yapılan anlaşmaların kalıcı barış getirmesi zor görünüyor.
5. Uluslararası Toplumun Etkisizliği
Anlaşmanın uygulanmasında uluslararası toplumun rolü belirsiz. BM Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararları olsa da, büyük güçlerin çıkar çatışmaları nedeniyle etkili bir baskı mekanizması kurulamadı. ABD'nin bölgeden kısmi çekilmesi, Rusya ve Çin'in artan etkisi, anlaşmanın dayandığı uluslararası desteği zayıflattı. Bu durum, Mekke Antlaşması'nın sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyor.
Arka Plan ve Güncel Durum
Mekke Antlaşması, 2019 yılında Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn'in Katar'a yönelik ablukayı kaldırması ve bölgesel gerilimi düşürmesi amacıyla imzalanmıştı. Ancak aradan geçen sürede, anlaşmanın temel hedeflerine ulaşılamadığı görülüyor. Katar ablukası 2021'de sona ermiş olsa da, bölgesel rekabet farklı alanlarda devam ediyor. Yemen'deki çatışmalar, Suriye'deki istikrarsızlık ve Irak'taki siyasi kriz, anlaşmanın kapsamının dışında kaldı. Son dönemde İran-Suudi Arabistan yakınlaşması, yeni bir denge arayışının habercisi olsa da, Mekke Antlaşması'nın bu süreçteki rolü belirsizliğini koruyor.
Uzmanlar, bölgede kalıcı barış için daha kapsayıcı ve denetlenebilir bir mekanizmanın gerekliliğine işaret ediyor. Mekke Antlaşması'nın beş kusuru, gelecekteki anlaşmalar için de ders niteliğinde. Orta Doğu'da kan gölünün kuruması isteniyorsa, taahhütlerin netliği, denetim mekanizmaları, yerel aktörlerin katılımı ve uluslararası işbirliği gibi unsurların güçlendirilmesi şart. Aksi halde, atılan her adım sadece yeni çatışmalara zemin hazırlayacak.