New York'ta düzenlenen bir panelde, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile ABD'nin eski Büyükelçisi James Jeffrey arasında Yemen ve Suudi Arabistan arasındaki çatışmalara dair bir tartışma yaşandı. Jeffrey, Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalara atıf yaparak, bunun bir sağlama olacağını; neticede Türkiye, Pakistan ve Suudların durumu netleştireceğini savundu. Fidan ise Mekke Anlaşması'nın kâğıttan kaplan olup olmadığını sorguladı.
Panelde Gergin Anlar
New York'ta gerçekleşen panelde, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile ABD'nin sâbık Büyükelçisi James Jeffrey arasındaki diyalog, Yemen ve Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar üzerinden şekillendi. Jeffrey, Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalara atıf yaparak, bunun bir sağlama olacağını; neticede Türkiye, Pakistan ve Suudların durumu netleştireceğini ifade etti. Fidan ise Mekke Anlaşması'nın kâğıttan kaplan olup olmadığını gündeme getirdi.
Panelin ana teması, bölgesel güvenlik ve ittifaklar oldu. Jeffrey, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri varlığının ve Türkiye ile Pakistan'ın olası rolünün bir denge unsuru oluşturacağını belirtti. Fidan ise bu tür anlaşmaların pratikte ne kadar bağlayıcı olduğunu sorgulayarak, Mekke Anlaşması'nın uygulanabilirliğine dair şüphelerini dile getirdi.
Mekke Anlaşması Nedir?
Mekke Anlaşması, 2019 yılında Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da imzalanan ve Yemen'deki çatışmaları sona erdirmeyi amaçlayan bir barış anlaşmasıdır. Anlaşma, Yemen hükümeti ile Güney Geçiş Konseyi (STC) arasında imzalanmış olup, Suudi Arabistan'ın arabuluculuğuyla gerçekleşmiştir. Ancak anlaşmanın uygulanması konusunda ciddi sorunlar yaşanmış, taraflar arasındaki çatışmalar zaman zaman yeniden alevlenmiştir.
Anlaşmanın temel maddeleri arasında ateşkes, güç paylaşımı ve ekonomik işbirliği yer alıyordu. Fakat sahada, özellikle güney bölgelerinde, STC ile Yemen hükümeti arasındaki gerilim devam etti. Bu durum, anlaşmanın kâğıt üzerinde kaldığı eleştirilerini beraberinde getirdi.
Jeffrey'in Sağlama Tezi
James Jeffrey, panelde yaptığı konuşmada, Yemen'deki durumun bir sağlama (check) işlevi gördüğünü savundu. Ona göre, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın bölgede artan işbirliği, İran'ın etkisini dengeleyecek ve istikrarı sağlayacaktır. Jeffrey, bu üç ülkenin ortak çıkarlarının, Yemen'deki çatışmayı sona erdirebileceğini belirtti.
Jeffrey ayrıca, ABD'nin bölgedeki rolünün azaldığını ve bölgesel aktörlerin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini vurguladı. Bu bağlamda, Türkiye'nin ve Pakistan'ın Suudi Arabistan ile birlikte hareket etmesinin, bölgesel güvenlik mimarisinde yeni bir denge oluşturacağını ifade etti.
Fidan'ın Kâğıttan Kaplan Sorusu
Hakan Fidan ise Jeffrey'in iyimser değerlendirmesine karşılık, Mekke Anlaşması'nın pratikte ne kadar etkili olduğunu sorguladı. Fidan, anlaşmanın imzalanmasından bu yana geçen sürede Yemen'de kalıcı bir barışın sağlanamadığını hatırlatarak, "Mekke Anlaşması kâğıttan kaplan mı?" sorusunu yöneltti. Bu soru, anlaşmanın uygulanabilirliğine dair uluslararası alanda var olan şüpheleri yansıtıyor.
Fidan, Türkiye'nin bölgede barış ve istikrar için aktif rol oynamaya devam edeceğini, ancak anlaşmaların sahada karşılık bulması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, Yemen halkının yaşadığı insani krizin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Paneldeki bu tartışma, Yemen'deki iç savaşın ve bölgesel güç dengelerinin ne kadar karmaşık olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen'deki müdahalesi, 2015'ten bu yana devam ediyor ve binlerce sivilin ölümüne yol açtı. Mekke Anlaşması, bu çatışmayı sona erdirmek için atılan adımlardan biriydi ancak tam olarak uygulanamadı.
Türkiye'nin bölgedeki rolü, son yıllarda artan bir şekilde ön plana çıkıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ile ilişkilerini güçlendirerek, bölgesel istikrara katkı sağlamayı hedefliyor. Ancak, Fidan'ın sorgulaması, bu tür anlaşmaların samimiyeti ve etkinliği konusunda uluslararası toplumun ikilemini yansıtıyor.
ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi, bölgesel aktörlerin daha fazla inisiyatif almasına yol açıyor. Jeffrey'in sağlama tezi, bu yeni düzende bir denge arayışı olarak yorumlanabilir. Ancak, Fidan'ın kâğıttan kaplan benzetmesi, anlaşmaların gerçeklikten kopuk olabileceği uyarısını taşıyor.
Sonuç ve Değerlendirme
New York'taki panel, Türk dış politikasının bölgesel meselelere ne kadar angaje olduğunu gösterdi. Hakan Fidan'ın eleştirel yaklaşımı, Türkiye'nin sadece imza atmakla kalmayıp, uygulamayı da takip eden bir aktör olduğunu ortaya koyuyor. James Jeffrey'in iyimserliği ise ABD'nin bölgesel stratejilerdeki değişen rolünü yansıtıyor.
Mekke Anlaşması'nın geleceği, tarafların irade ve taahhütlerine bağlı. Yemen'de kalıcı barış için sadece anlaşmalar değil, aynı zamanda güven artırıcı önlemler ve ekonomik kalkınma da gerekli. Fidan'ın sorusu, uluslararası topluma bir ayna tutuyor: Anlaşmalar kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm mu, yoksa sahada gerçekten barışı tesis edebilir mi?
Bu tartışma, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin Yemen ve bölge politikalarında daha aktif bir rol alacağının işareti olarak okunabilir. Aynı zamanda, ABD'nin bölgedeki etkisinin azalmasıyla birlikte, yeni güç merkezlerinin oluştuğu bir döneme girildiğini gösteriyor. Mekke Anlaşması, eğer uygulanabilirse, bu yeni düzenin bir testi olacak.