Mekke Anlaşması, Suudi Arabistan ile İran arasında 10 Mart 2023’te imzalanan ve bölgesel ilişkileri yeniden şekillendiren bir mutabakat olarak öne çıkıyor. Ancak bazı çevrelerde, bu anlaşmanın ABD’nin emriyle ve Türkiye karşıtı bir komplo olarak yapıldığı iddia ediliyor. Bu iddiaların gerçeklik payı var mı? Gelin, tarihi bağlam içinde değerlendirelim.
Anlaşmanın arka planı ve tarafların motivasyonları
Mekke Anlaşması, uzun yıllardır süren mezhepsel gerilimleri azaltma ve bölgesel güvenlik mimarisini yeniden kurma amacı taşıyor. Suudi Arabistan ve İran, Yemen, Suriye, Irak ve Lübnan’da karşı karşıya geldi. Anlaşmanın mimarı Çin’in arabuluculuğu olarak görülüyor; ancak ABD’nin bölgeden çekilmesiyle oluşan boşluğu doldurma isteği de söz konusu. Bu noktada, ABD’nin anlaşmayı açıkça desteklemesi, bazı Türk milliyetçisi çevrelerde şüphe uyandırdı.
Türkiye’nin rolü ve “İrancılar” ifadesinin arka planı
Türkiye, bölgede etkin bir güç olarak hem Suudi Arabistan’la hem de İran’la ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor. “İrancılar” ifadesi, genellikle İran’a yakınlığı ile bilinen çevreler için kullanılıyor; ancak bu etiket, siyasi tartışmalarda sıklıkla hakaret amaçlı kullanılıyor. Bu bağlamda, atıf yapılan isimler (Turan Çömez gibi) genellikle muhalif görüşleriyle öne çıkan kişiler. Ancak bu kişilerin “haklı” olduğu varsayımı, anlaşmanın içeriği hakkında yanlış bir algı yaratabilir.
Komplo teorilerinin analizi: Gerçek mi, abartı mı?
İleri sürülen iddialara göre: Anlaşma, ABD’nin İran’ı yalnızlaştırma politikasının bir parçası olarak değil, bölgedeki emellerini sürdürmek için kurgulandı; Türkleri, Arapları ve “Urduları” emperyalist dünyanın hizmetçisi yapmak amaçlandı. Oysa ki:
- Çin’in rolü: Anlaşmanın Pekin’de müzakere edilmesi, ABD’nin bölgedeki etkisini azaltıyor. ABD, bu süreci başlangıçta şüpheyle karşıladı, ancak daha sonra “yapıcı” olarak nitelendirdi. Bu, ABD’nin anlaşmayı kendi çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak görmediğini gösteriyor.
- Anlaşmanın içeriği: Diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, büyükelçiliklerin açılması ve güvenlik işbirliği gibi somut adımlar içeriyor. Bu adımlar, bölge ülkelerinin bağımsızlığını güçlendiriyor; ABD’nin vesayetini artırmıyor.
- Türkiye’nin çıkarları: Türkiye, bölgesel istikrarı kendi güvenliği için önemli görüyor. Anlaşma, Türkiye’nin hem İran’la hem de Suudi Arabistan’la olan ekonomik ve siyasi ilişkilerini olumlu etkileyebilir.
Sonuç: Bölgesel düzende yeni denklemler
Mekke Anlaşması, ABD’nin bölgeden çekilmesiyle ortaya çıkan boşluğu doldurma çabası olarak değerlendirilebilir. Bu süreçte Türkiye’nin rolü, kendi ulusal çıkarlarını koruyarak bu yeni dengeye adapte olmaktır. Her ne kadar bazı kesimler komplo teorilerine itibar etse de, anlaşmanın imzacılarının rasyonel çıkarları, emperyalist bir dayatma iddiasını zayıflatıyor. Türkiye’nin bölgede söz sahibi olması, bu tür anlaşmaları kendi lehine çevirebilmesine bağlı. Bu nedenle, mevcut hükümetin pragmatik politikalar izlemesi, ulusal çıkarlar açısından kritik önem taşıyor. Gelecekte bölgesel ilişkilerin seyri, Türkiye’nin atacağı adımlara göre şekillenecek.