Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, uzun süredir kamuoyunda tartışılan Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılıp açılmayacağı konusunda soruları yanıtsız bıraktı. Tekin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı'nın tüm işlemlerini evrensel insan hakları ilkeleri, anayasa ve usulüne uygun olarak yürüttüğünü belirtti. Ancak okulun geleceğiyle ilgili somut bir takvim veya karar açıklamadı. Bu belirsizlik, konunun hem Türkiye'de hem de uluslararası kamuoyunda uzun süredir beklenen bir gelişme olması nedeniyle dikkat çekiyor.
Yıllardır Süren Tartışma
Heybeliada Ruhban Okulu, 1844 yılında kurulan ve Patrikhane'nin din adamı yetiştirdiği tarihi bir kurum. Ancak 1971 yılında özel üniversitelerin kapatılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı sonrası kapılarını kapatmak zorunda kaldı. O tarihten bu yana okulun yeniden faaliyete geçmesi için Patrikhane ve çeşitli sivil toplum kuruluşları defalarca çağrıda bulundu. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve Amerika Birleşik Devletleri gibi uluslararası aktörler de konuyu sıkça gündeme getirdi.
Bakan Tekin'in açıklamaları, hükümetin bu konudaki tutumuna dair ipuçları taşıyor. Tekin, sürecin yasal çerçevede değerlendirildiğini ve tüm paydaşların görüşlerinin alındığını ima etse de, "şu anda somut bir gelişme yok" izlenimi verdi. Bu, özellikle Patrikhane ve Rum cemaati arasında hayal kırıklığı yarattı.
Hukuki ve Siyasi Boyut
Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması, yalnızca dini bir talebi değil, aynı zamanda siyasi bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Türkiye'de azınlık hakları, din özgürlüğü ve eğitim politikaları gibi hassas konuları içeriyor. Okulun açılması, 1923 Lozan Antlaşması'ndaki azınlık hakları maddelerine de doğrudan göndermeler yapıyor. Ancak görüşmelerin gizli yürütüldüğü ve kararın yalnızca MEB'i ilgilendirmediği, Dışişleri, İçişleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın da sürece dahil olması gerektiği belirtiliyor.
Uzmanlar, bu meselenin Türkiye-AB ilişkilerindeki güven artırıcı önlemlerden biri olarak ele alındığını, ancak hükümetin iç politikadaki milli hassasiyetleri de gözettiğini vurguluyor. Okulun statüsünün "ümiversite" mi, "yüksekokul" mu, "dini okul" mu olacağı, yıllardır belirsizliğini koruyor. Bakan Tekin'in sözleri, bu konuda hukuki bir düzenlemenin henüz masada olmadığını gösteriyor.
Konuya ilişkin bağımsız değerlendirmelerde bulunan hukukçular, mevcut Anayasa ve yasalara göre bir vakıf üniversitesi kurulamayacağını, ancak özel bir okul olarak açılmasının önünde engel bulunmadığını hatırlatıyor. Ancak bu durumda bile MEB'in müfredat ve denetim yetkisi devreye giriyor. Bu da Patrikhane'nin eğitimde bağımsızlık talebiyle çelişebiliyor.
Rum cemaatinin azalan nüfusu ve yaşlanan din adamları, okulun aciliyetini artırıyor. Patrikhane'de görev alacak papazların yetişmediği ve mevcut din adamlarının yaşlandığı biliniyor. Bu durum, okulun açılmasını yalnızca sembolik bir adım olmaktan çıkarıp, hayati bir ihtiyaç haline getiriyor.
Siyasi kulislerde, hükümetin bu konuda yeşil ışık yakmasına rağmen, özellikle milliyetçi tabanın tepkisini çekmemek için süreci yavaşlattığı konuşuluyor. Ayrıca, son dönemde Türkiye ile Yunanistan arasındaki olumlu havaya rağmen, bu tür bir adımın "karşılıklılık" ilkesi gereği Yunanistan'daki Müslüman azınlığın durumuyla ilişkilendirilebileceği de ifade ediliyor.
Bakan Tekin'in açıklamasının ardından, konunun önümüzdeki aylarda daha somut bir gündem maddesi haline gelip gelmeyeceği merak konusu. Patrikhane yetkilileri, hükümetle diyalog halinde olduklarını ve iyi niyetle yaklaştıklarını, ancak uzun yıllardır beklenen müjdenin verilmesini istediklerini belirtiyorlar.