İstanbul Gedik Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışan U.E.Y, akademik birimden idari göreve gönderilmesine ilişkin işlemi yargıya taşıdı. Mahkeme, görevlendirmeyi hukuka aykırı bularak iptal etti. Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü'nün teftişinde ise işyerinde mobbing uygulandığı kanaatine varıldı. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen U.E.Y'nin sözleşmesi yenilenmedi.
Görevlendirme kararı ve yargı süreci
U.E.Y, 2019 yılında İstanbul Gedik Üniversitesi Meslek Yüksekokulu'nda araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 2022 yılında üniversite yönetimi tarafından akademik birimden alınarak idari birime atandı. Bu görevlendirme, U.E.Y'nin akademik kariyerini olumsuz etkilediği gerekçesiyle İdare Mahkemesi'nde dava konusu yapıldı. Mahkeme, 2023 yılında verdiği kararla görevlendirmenin hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Kararda, görevlendirmenin kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilmeden yapıldığı, U.E.Y'nin akademik unvanına ve uzmanlık alanına uygun olmayan bir görevde çalıştırıldığı vurgulandı. Mahkeme ayrıca, üniversite yönetiminin bu işlemle yetkisini kötüye kullandığına dikkat çekti.
Mobbing teftiş raporu
U.E.Y, süreç boyunca yaşadığı psikolojik baskı nedeniyle Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü'ne şikayette bulundu. Yapılan teftiş sonucunda hazırlanan raporda, işyerinde mobbing uygulandığı kanaatine varıldı. Raporda, U.E.Y'nin maruz kaldığı davranışların sistematik ve bilinçli olduğu, bu durumun çalışanın performansını ve motivasyonunu olumsuz etkilediği belirtildi. Ancak bu rapor, akademisyenin sözleşmesinin yenilenmemesi kararını engelleyemedi. Üniversite yönetimi, sözleşme süresinin dolmasını gerekçe göstererek U.E.Y'nin işine son verdi.
Sözleşme yenilenmeme kararı
U.E.Y'nin sözleşmesi, 2023-2024 akademik yılı sonunda yenilenmedi. Üniversite yönetimi, bu karara gerekçe olarak performans yetersizliğini öne sürdü. Ancak U.E.Y, bu gerekçenin gerçeği yansıtmadığını, asıl amacın kendisinden kurtulmak olduğunu belirtti. Akademisyen, mahkeme kararı ve müfettiş raporuna rağmen sözleşmesinin yenilenmemesinin hukuka aykırı olduğunu savunarak yeniden yargıya başvuracağını açıkladı.
Bu olay, Türkiye'de akademik özgürlük ve güvencesiz çalışma koşulları tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Araştırma görevlilerinin görev süreleri, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na göre belirleniyor. Ancak uygulamada, akademisyenlerin sözleşmelerinin yenilenmemesi, genellikle idari kararlarla ve somut gerekçeler sunulmadan gerçekleşiyor. Bu durum, akademik kadroların güvencesizliğini artırıyor ve bilimsel üretimi olumsuz etkiliyor.
Hukuk ve üniversite yönetimi arasındaki çelişki
U.E.Y'nin yaşadığı bu süreç, hukuk ile üniversite yönetimi arasındaki çelişkiyi gözler önüne seriyor. Mahkeme, idarenin işlemini iptal ederken, müfettişler mobbing kanaati belirtiyor. Ancak üniversite yönetimi, bu kararları dikkate almadan sözleşme yenilememe yoluna gidiyor. Bu durum, hukukun üstünlüğü ilkesi açısından ciddi bir sorun teşkil ediyor. U.E.Y'nin avukatı, müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi için yargıya başvuracaklarını ve sürecin takipçisi olacaklarını belirtti. Bu dava, sadece bir bireyin hakkını araması değil, aynı zamanda akademik güvencenin ve hukukun korunması anlamında da önem taşıyor.
Akademik istihdamda güvence sorunu
Türkiye'de araştırma görevlisi kadrosunda çalışanların büyük bir kısmı, 33. madde kapsamında iki yıllık sürelerle istihdam ediliyor. Bu süre sonunda sözleşme yenilenmezse, akademisyen işsiz kalıyor. Bu belirsizlik, genç akademisyenlerin kariyer planlamalarını zorlaştırıyor ve bilimsel çalışmalara odaklanmalarını engelliyor. Üniversitelerdeki yönetim anlayışı, liyakat ve kamu yararı yerine, yöneticilerin inisiyatifine göre şekillenebiliyor. Bu durum, akademik ortamda kaygı ve güvensizlik yaratıyor.
U.E.Y'nin davası, bu sorunun somut bir örneği olarak karşımızda duruyor. Mahkeme kararı, mobbing tespiti ve sözleşme yenilenmemesi arasındaki tezat, akademik çevrelerde geniş yankı buldu. Konuyla ilgili olarak Eğitim-Sen ve Yükseköğretim Kurumu (YÖK) yetkilileri henüz açıklama yapmadı. Ancak sivil toplum örgütleri ve akademisyenler, üniversite yönetimini eleştirerek dayanışma mesajları yayınladı. Bu sürecin takip edilmesi, benzer durumların yaşanmaması adına önem taşıyor. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği, mahkeme kararlarının uygulanması, üniversite yönetimlerinin bağlayıcılığı altındadır. Bu ilke ihlal edildiğinde, hem bireysel hem de toplumsal adalet duygusu zedelenmektedir.