Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu'nun tutuklanması, Türkiye siyasetinde geniş yankı uyandırdı. Milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, kararı 'siyasi bir duruşma' olarak nitelendirirken, sendikacıların 'alın terinin suç olmadığını' vurgulayarak dayanışma çağrısında bulundu. Tutuklama kararı, işçi hakları mücadelesinin önünü kesmeye yönelik bir girişim olarak değerlendiriliyor.
Sendikal faaliyetlere baskı mı artıyor?
Gökay Çakır ve Başaran Aksu'nun tutuklanması, Türkiye'de sendikal hakların kullanımına yönelik artan baskının bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Özellikle maden işçilerinin örgütlenme mücadelesinde öne çıkan iki ismin gözaltına alınması ve ardından tutuklanması, işçi sınıfı örgütlerinde infial yarattı. Konuyla ilgili açıklama yapan CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, "Sendikacıların tutuklanması, demokrasinin ve hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. İşçilerin örgütlenme hakkı Anayasa güvencesi altındadır. Bu karar, işçi sınıfına gözdağı verme amacı taşımaktadır" dedi. Taşcıer, iki ismin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.
HDP İstanbul Milletvekili ve emek bürosu üyesi Hüda Kaya ise yaptığı yazılı açıklamada, "Maden işçilerinin haklı mücadelesini yürüten sendika yöneticilerinin tutuklanması kabul edilemez. Bu, Türkiye'de sendikal faaliyetlerin suç sayılması anlamına gelir. Tüm emek örgütlerini bu hukuksuzluğa karşı sokağa çıkmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Dayanışma çağrıları sürüyor
Tutuklamanın ardından birçok dernek ve platform, sosyal medyada #AlınTerisuçDeğildir etiketiyle dayanışma kampanyaları başlattı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) genel merkezi önünde yapılan açıklamada, konfederasyon başkanı Arzu Çerkezoğlu, "Bu tutuklamalar, işçilerin örgütlenme cesaretini kırmaya yöneliktir. Ancak bizler yılmayacağız. Gökay Çakır ve Başaran Aksu'nun serbest bırakılması için tüm hukuki yolları sonuna kadar kullanacağız. Tüm emekçileri bu haksızlığa karşı birleşmeye çağırıyoruz" şeklinde konuştu.
Bölgeden gelen haberler ise Soma ve Manisa'daki maden işçilerinin, tutuklama kararını protesto etmek için önümüzdeki günlerde Ankara'ya yürüyüş düzenlemeyi planladıkları yönünde. Maden işçileri adına konuşan bir temsilci, "Bizim tek suçumuz; emeğimizin karşılığını istemek, iş cinayetlerine karşı güvenli çalışma ortamı talep etmek. Bu tutuklamalar işçi sınıfına karşı bir savaş ilanıdır" dedi.
Tutuklamanın gerekçesi ne?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Çakır ve Aksu, çıkarıldıkları mahkemece 'terör örgütü üyeliği' iddiasıyla tutuklandı. Ancak sendika avukatları, iddiaların soyut ve somut delillerden yoksun olduğunu savunarak karara itiraz etti. Avukatlar, müvekkillerinin yalnızca sendikal faaliyetlerde bulunduğunu ve demokratik haklarını kullandığını belirtti.
Bağımsız Maden-İş Sendikası, daha önce de çeşitli soruşturmalara konu olmuş ve sendika genel merkezine polis baskınları düzenlenmişti. Sendika, özellikle özelleştirilen maden ocaklarında işçi kıyımına karşı verdiği mücadele ve maden kazalarının önlenmesine yönelik talepleriyle biliniyor. Türkiye, geçmişte yaşanan büyük maden felaketleriyle işçi sağlığı ve güvenliği konusundaki eksikliklerini tartışırken, bu tutuklamalar emek gündemini üst sıralara taşıdı.
Sivil toplumdan ortak açıklama
Çok sayıda sivil toplum kuruluşu, bugün ortak bir basın açıklaması yayımlayarak tutuklamaları kınadı. İmzacılar arasında İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Mazlum-Der, TMMOB ve TTB gibi kurumlar yer alıyor. Açıklamada, "Sendikal hakların kullanılması hiçbir şekilde suç teşkil etmez. Bu tutuklamalar, uluslararası çalışma normlarına ve Anayasa'ya aykırıdır" denildi.
Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi uluslararası kuruluşlardan da Türkiye'ye çağrı yapıldı. ILO, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Türk hükümetini sendika özgürlüğüne saygı göstermeye davet ederken, ETUC ise Ankara'ya bir mektup göndererek tutukluların derhal serbest bırakılmasını istedi.
Emek mücadelesi açısından ne anlama geliyor?
Bu tutuklamalar, Türkiye'de emek hareketinin önünü kesmeye yönelik sistemli bir baskının parçası olarak değerlendiriliyor. Son yıllarda birçok sendika yöneticisi ve aktivist, çeşitli gerekçelerle gözaltına alındı ve yargılandı. Özellikle maden işçilerinin örgütlenmesine yönelik bu tür engellemeler, sektörde güvenliğin sağlanmasının önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Soma maden faciasında yaşamını yitiren 301 işçinin acısı hafızalarda tazeliğini korurken, işçilerin hak arama mücadelesinin baskıyla susturulmaya çalışılması, toplumsal bir vicdan yarası olarak nitelendiriliyor.
Bağımsız değerlendirmelere göre, bu karar Türkiye'deki demokratikleşme sürecini olumsuz etkileyecek, işçi-işveren ilişkilerini gerginleştirecek ve yabancı yatırımcıların gözünde güven vermeyen bir tablo oluşturacaktır. Öte yandan, sivil toplumun ve siyasi partilerin gösterdiği yoğun tepki, emek mücadelesinin toplumsal meşruiyetini gözler önüne seriyor. Tutuklamaların yarattığı öfkenin, işçi sınıfı arasında dayanışmayı güçlendirmesi ve hak arama mücadelesini daha da büyütmesi bekleniyor. Önümüzdeki günlerde yapılması planlanan açıklamalar ve eylemler, bu karara karşı hukuki ve demokratik mücadelenin nasıl şekilleneceğini belirleyecek.