Macaristan'da Nisan 2022'de yapılan genel seçimleri kaybederek 16 yıllık iktidarı sona eren eski Başbakan Viktor Orban, yeni hükümeti demokrasiyi ortadan kaldırmakla suçlayarak destekçilerine "barışçıl direniş" çağrısında bulundu. Orban'ın bu açıklaması, savcılığın partisi Fidesz'in internet sunucularına el koymasının ardından geldi ve ülkede siyasi gerilimi tırmandırdı.
Orban'ın çağrısı ve gerekçeleri
Budapeşte'de destekçilerine hitap eden Viktor Orban, yeni hükümetin medya üzerindeki baskıyı artırdığını ve muhalefeti susturmaya çalıştığını iddia etti. Orban, "Demokrasi yok ediliyor. Sizden barışçıl ama kararlı bir direniş göstermenizi istiyorum. Sesimizi duyurmalıyız" ifadelerini kullandı. Eski başbakan, ayrıca Fidesz'in sunucularına el konulmasını "siyasi bir operasyon" olarak nitelendirdi. Orban'ın parti lideri olarak kaldığı Fidesz, seçimlerde %48 oy almıştı.
Hükümetten yanıt ve uluslararası tepkiler
Yeni Başbakan Peter Marki-Zay, Orban'ın suçlamalarını reddederek, "Hiçbir hükümet demokrasiyi yok etmez. Orban sadece gücünü kaybettiği için bağırıyor" dedi. Savcılık ise Fidesz sunucularına el konulmasının bir soruşturma kapsamında olduğunu duyurdu. Avrupa Birliği, Macaristan'daki siyasi gelişmeleri endişeyle izlediğini belirtti. AB Konseyi Başkanı Charles Michel, siyasi gerilimin diyaloğla çözülmesi çağrısı yaptı.
Arka plan: Orban dönemi sonrası Macaristan
Viktor Orban, 2010'dan 2022'ye kadar başbakanlık yaparak Macaristan siyasetine damga vurdu. Görev süresi boyunca medya yasaları, yargı düzenlemeleri ve göç politikaları nedeniyle Brüksel'le sık sık karşı karşıya gelmişti. Nisan 2022 seçimlerini kaybetmesi, ülkede yeni bir siyasi dönemin başlangıcı olarak görülüyor. Ancak Orban muhalefeti mobilize etmeye devam ediyor. Analistler, Orban'ın destekçilerinin sokak gösterileri düzenleyebileceğini ancak kitlesel bir direnişin olası olmadığını belirtiyor.
Macaristan, Orban sonrası demokratik normlara dönüş sürecinde kritik bir eşikten geçiyor. Eski başbakanın 'direniş' çağrısı, ülkenin siyasi istikrarını test ediyor. Bu gelişmeler, Avrupa'da popülist liderlerin seçim yenilgisi sonrası izlediği stratejiler açısından da önemli bir örnek teşkil ediyor.