Prof. Dr. Tağıl, şehirlerin değişen iklim koşullarıyla artan ani yağış ve kuraklık tehditlerine karşı aynı anda hazırlanması gerektiğini belirterek, "Mesele düşen suyu ne ölçüde tutabildiğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz döneme aktarabildiğimizdir." dedi. Artan sıcaklıklar ve düzensiz yağış rejimi, kent altyapıları üzerinde baskı oluştururken, uzmanlar bütüncül bir su yönetimi stratejisinin zorunluluğuna işaret ediyor.
İklim değişikliği kentleri çift yönlü tehdit ediyor
İklim değişikliğinin etkileri, şehirlerde kendini giderek daha fazla hissettiriyor. Bir yandan uzun süreli kuraklık dönemleri su kaynaklarını kuruturken, diğer yandan kısa sürede düşen aşırı yağışlar sel ve su baskınlarına yol açıyor. Prof. Dr. Tağıl, bu iki uç durumun aynı anda yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Geleneksel yaklaşımların yetersiz kaldığını belirten Tağıl, "Şehirlerimizi sadece sel riskine ya da sadece kuraklığa göre planlamak artık mümkün değil. Her iki senaryoya da aynı anda hazırlıklı olmalıyız." ifadelerini kullandı.
Uzmanlara göre, ani yağışların sıklaşması ve şiddetlenmesi, mevcut kanalizasyon ve drenaj sistemlerinin kapasitesini aşıyor. Öte yandan, artan sıcaklıklar buharlaşmayı hızlandırarak su kaynaklarını azaltıyor. Bu çerçevede, yağmur suyunun toplanması, depolanması ve yeniden kullanımı ön plana çıkıyor. Tağıl, "Mesele düşen suyu ne ölçüde tutabildiğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz döneme aktarabildiğimizdir." diyerek su hasadının önemine dikkat çekti.
Su hasadı ve yeşil altyapı çözümleri
Şehirlerde su tutma kapasitesini artırmanın yolları arasında yağmur bahçeleri, geçirimli yüzeyler, yeşil çatılar ve yer altı depolama sistemleri bulunuyor. Bu tür yeşil altyapı uygulamaları, ani yağışlarda suyun yüzeysel akışını azaltarak sel riskini düşürürken, aynı zamanda kurak dönemler için su rezervi oluşturuyor. Prof. Dr. Tağıl, bu tür çözümlerin şehir planlamasına entegre edilmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, mevcut su şebekelerindeki kayıp ve kaçakların önlenmesi, suyun verimli kullanımı açısından kritik önem taşıyor.
Son yıllarda birçok ülkede uygulanan sürdürülebilir kentsel drenaj sistemleri (SUDS), yağmur suyunu bir kaynak olarak görüyor. Bu sistemler, suyu doğal süreçlerle yöneterek hem sel riskini azaltıyor hem de yeraltı suyunu besliyor. Tağıl, "Düşen suyu tutmak, onu bir tehdit olmaktan çıkarıp kaynağa dönüştürmek anlamına gelir. Bu da ancak bütüncül bir su yönetimiyle mümkün." dedi.
Yerel yönetimlere ve altyapıya büyük görev düşüyor
Şehirlerin iklim değişikliğine uyum sağlaması için yerel yönetimlere önemli sorumluluklar düşüyor. Altyapı yatırımlarının iklim projeksiyonlarına göre planlanması, mevcut sistemlerin güçlendirilmesi ve bakımının düzenli yapılması gerekiyor. Ayrıca, kent sakinlerinin bilinçlendirilmesi ve su tasarrufu konusunda teşvik edilmesi de büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Tağıl, "Kuraklık ve sel, birbirinden bağımsız afetler değil. Aynı iklim sisteminin iki yüzü. Dolayısıyla çözüm de bütüncül olmalı." şeklinde konuştu.
Uzmanlar, şehirlerin su döngüsünü yeniden tasarlaması gerektiğini vurguluyor. Bu kapsamda, yağmur suyu hasadı, gri suyun geri kazanımı, suyun verimli kullanımı ve kuraklığa dayanıklı peyzaj düzenlemeleri öneriliyor. Ayrıca, sanayi ve tarımda su kullanımının optimize edilmesi, su fiyatlandırmasının tasarrufu teşvik edecek şekilde yapılması da gündemde.
Sonuç olarak, iklim değişikliğiyle mücadelede kentlerin hem kuraklık hem de sel riskine karşı dirençli hale getirilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Tağıl'ın uyarısı, bu konuda farkındalık yaratırken, su yönetiminin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Gelecek nesillere yaşanabilir şehirler bırakmak için bugünden harekete geçmek gerekiyor.