Küba, Fidel Castro'nun 100'üncü doğum günü dolayısıyla anma etkinlikleri düzenlerken, ABD'nin Havana yönetimine yönelik baskısı ve olası askeri müdahale söylemi yeniden gündeme geldi. ABD'nin 60 yılı aşkın süredir sürdürdüğü yaptırımlara rağmen Küba'nın sağlık, eğitim ve biyoteknoloji alanlarındaki kazanımları, adanın neden hâlâ Washington için bir tehdit olarak algılandığını sorgulatıyor. Peki, Küba'nın ABD için tehdit olarak görülmesinin ardında yatan nedenler neler?
ABD'nin Küba Politikasında Süreklilik
ABD'nin Küba'ya yönelik düşmanca tutumu, 1959 devriminden bu yana kesintisiz süren bir dış politika geleneğidir. 1962'de başlatılan ekonomik ambargo, bugüne kadar uygulanan en uzun süreli yaptırım rejimlerinden biridir. Washington, Küba'yı demokratikleşme ve insan hakları konusunda yetersizlikle suçlarken, Havana yönetimi ise bu eleştirileri ülkenin iç işlerine müdahale girişimi olarak nitelendiriyor. ABD'nin bu tutumunun arkasında ideolojik olduğu kadar jeopolitik ve ekonomik hesaplar da yatıyor.
Jeopolitik ve Askeri Strateji
Küba'nın coğrafi konumu, ABD için askeri açıdan kritik öneme sahiptir. Florida'nın sadece 145 kilometre güneyinde yer alan ada, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'nin ileri karakolu olarak kullanılmış, 1962 Füze Krizi ile dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirmiştir. Bugün bile Rusya'nın Küba'ya askeri varlık yerleştirme olasılığı, ABD savunma stratejilerinde bir kırmızı çizgi olarak görülmektedir. Ayrıca Küba'nın Venezuela, Nikaragua gibi ABD karşıtı ülkelerle yakın ilişkileri, bölgede ABD'nin nüfuzunu dengeleyen bir faktör olarak değerlendirilmektedir.
Sağlık ve Biyoteknoloji Başarısı: Yumuşak Güç Tehdidi
ABD'nin Küba'yı tehdit olarak görmesinin bir diğer nedeni, adanın sağlık ve biyoteknoloji alanındaki başarılarıdır. Küba, kanser aşıları, diyabet tedavileri ve COVID-19 aşıları gibi yenilikçi ürünler geliştirerek uluslararası alanda dikkat çekmektedir. Özellikle COVID-19 pandemisinde kendi aşısını geliştiren ve uygulayan Küba, gelişmiş ülkelere bağımlı olmadan halk sağlığını koruma konusunda örnek gösterildi. Bu durum, ABD'nin sağlık alanındaki liderliğine gölge düşürmekte ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde etkisini artırmaktadır. Küba'nın dünyanın dört bir yanına sağlık heyetleri göndermesi, "tıbbi diplomasi" olarak adlandırılan bir yumuşak güç yaratmaktadır.
Ambargonun Etkisizliği ve Küba'nın Direnişi
60 yılı aşkın ambargoya rağmen Küba, eğitimde okuryazarlık oranını %99'a çıkarmış, ortalama yaşam süresini 78 yıla yükseltmiş ve bebek ölüm oranlarını ABD'nin bile altına indirmiştir. Bu alanlardaki başarı, ambargonun amaçlanan sonucu doğurmadığını göstermektedir. Küba'da yaşam standartları tam anlamıyla iyileşmiş olmasa da, sosyalist sistemin sağladığı ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetleri, toplumsal dayanışma ve ulusal gurur duygusunu güçlendirmektedir. ABD'nin uyguladığı yaptırımlar, ülkeyi ekonomik olarak zora sokmasına rağmen, Küba'nın uluslararası dayanışma ağları ve alternatif ticaret ortaklıkları sayesinde varlığını sürdürebilmesini sağlamıştır.
Biden Yönetiminin Politikaları ve Gelecek Senaryoları
Joe Biden yönetimi, Trump döneminde sertleştirilen ambargoyu sürdürme eğilimindedir. Bununla birlikte, Küba'ya yönelik müdahaleci söylemler, iç siyasette Küba kökenli Amerikalı lobisinin etkisiyle şekillenmektedir. Bazı çevreler, bu katı tutumunun sürdürülebilir olmadığını ve değişen küresel dengelerde ABD'nin hegomonyasının sorgulandığı bir dönemde, Küba ile diyaloğun başlatılmasının gerekliliğini savunuyor. Özellikle Çin ve Rusya'nın Latin Amerika'ya yönelik artan ilgisi, ABD'nin bu bölgedeki etkisini koruyabilmesi için daha pragmatik bir yaklaşım benimsemesini zorunlu kılıyor. Küba'nın ABD için tehdit olarak algılanması, aslında yeni bir şey değil; ancak bu algı, günümüzde jeopolitik rekabet, sağlık diplomasisi ve ideolojik mücadele gibi farklı boyutlarıyla yeniden şekilleniyor.