Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Gizem Gürsoy, migrenin yalnızca bir baş ağrısı olmadığını, tedavi edilmediğinde kronikleşerek iş ve sosyal yaşamı ciddi şekilde etkileyebileceğini belirtti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre migren, küresel çapta en sık görülen nörolojik hastalıklardan biri ve engellilik yaratan sağlık sorunları arasında ilk sıralarda yer alıyor. Doç. Dr. Gürsoy, hastaların tetikleyicileri tanıması ve erken tedaviye başvurmasının kronikleşmeyi önlemede kritik olduğunu vurguladı.
Migrenin iş gücüne etkisi
Kronik migren, hastaların çalışma kapasitesini önemli ölçüde düşürüyor. Ataklar sırasında şiddetli baş ağrısı, ışığa ve sese hassasiyet, mide bulantısı gibi belirtiler iş verimliliğini neredeyse sıfıra indiriyor. Uzun vadede ise sık sık işe gidememe, performans düşüklüğü ve hatta iş kaybı riski ortaya çıkıyor. Doç. Dr. Gürsoy, 'Migren sadece bireyin değil, işverenin ve ekonominin de kaybıdır' diyerek bu hastalığın iş gücü kaybına yol açtığını belirtiyor. Araştırmalar, migren nedeniyle yılda ortalama 4-5 gün işe gidilmediğini, ancak atak sırasında çalışmaya devam edenlerde verimlilik kaybının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu durum 'presenteeism' olarak adlandırılıyor ve çalışanların enerjisini tüketiyor.
Sosyal yaşamda kısıtlanma
Migren atağı beklenmedik anda geldiğinden, hastalar sosyal planlarını sıklıkla iptal etmek zorunda kalıyor. Arkadaş buluşmaları, aile etkinlikleri veya seyahatler sürekli olarak migren tehdidi altında. Bu durum zamanla sosyal izolasyona ve depresyona yol açabiliyor. Doç. Dr. Gürsoy, 'Hastalar atağı tetikleyecek ortamlardan kaçındığı için yalnızlaşabiliyor' uyarısında bulunuyor. Ayrıca migrenin genetik ve hormonal faktörlerle ilişkili olduğunu, bu nedenle hastaların yakın çevresinin de hastalığı anlaması ve destek olması gerektiğini ekliyor. Tetikleyiciler arasında bazı gıdalar (peynir, çikolata, işlenmiş et), uyku düzensizliği, stres, hava durumu değişiklikleri ve parlak ışıklar sayılabilir. Hastaların bu tetikleyicileri tanımlaması ve mümkün olduğunca kaçınması öneriliyor.
Erken tanı ve uygun tedaviyle atak sıklığı azaltılabiliyor. Doç. Dr. Gürsoy, 'Basit ağrı kesicilerle geçiştirilen migren, zamanla ilaca dirençli hale gelip kronikleşiyor' diyerek mutlaka nöroloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtiyor. Kronik migren tedavisinde koruyucu ilaçlar, botoks uygulamaları ve yeni nesil monoklonal antikor tedavileri kullanılıyor. Bunun yanı sıra beslenme düzenlemeleri, uyku hijyeni, düzenli egzersiz ve stres yönetimi gibi yaşam tarzı değişiklikleri de tedavinin önemli bir parçası.
Toplumsal farkındalık gerekiyor
Migren, toplumda genellikle 'sıradan bir baş ağrısı' olarak hafife alınıyor. Oysa bu hastalık, ciddi bir sağlık sorunu olarak ele alınmalı. İşverenlerin ve okulların migrenli bireyler için esnek çalışma düzenlemeleri yapması, hastaların iş ve akademik hayattan kopmamasını sağlayabilir. Sağlık otoriteleri de migren yönetimine yönelik farkındalık kampanyaları düzenlemeli. Sonuç olarak, migrenle mücadele hem bireysel hem toplumsal bir çaba gerektiriyor. Doç. Dr. Gürsoy'un da vurguladığı gibi, 'Migren bir baş ağrısı değil, tedavi edilebilir bir hastalıktır.'