Kömür madenciliğinde yaşanan çöküş, işçileri sömürü sistemine karşı eylemlere sürüklerken enerji politikalarındaki dönüşümün önemi bir kez daha gündeme geldi. CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz, fosil yakıt politikalarının işsizlik ve mağduriyet yarattığını belirterek adil bir geçiş için çağrıda bulundu. Madenlerdeki kötüleşen çalışma koşulları ve artan işten çıkarmalar, sektörün geleceğine ilişkin kaygıları artırıyor.
İşçiler sömürüye karşı ayakta
Türkiye'nin çeşitli kömür havzalarında çalışan madenciler, ücretlerin ödenmemesi, iş güvenliğinin yok sayılması ve keyfi işten çıkarmalar nedeniyle sık sık grev ve yürüyüşler düzenliyor. Son olarak Zonguldak'ta bir grup maden işçisi, alacaklarının tahsil edilmemesi üzerine eylem yaparken, polis müdahalesiyle karşılaştı. Sendika temsilcileri, taşeronlaşmanın yaygınlaşmasıyla işçilerin korunmasız hale geldiğini ve taleplerinin sürekli olarak göz ardı edildiğini ifade ediyor. Maden ocaklarında yaşanan göçükler ve gaz patlamaları, ölümlerin önlenmesi için güvenlik önlemlerinin acilen artırılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Fosil yakıt politikalarının gölgesinde kalan adil dönüşüm
Özlem Katısöz, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Enerji dönüşümünün karşısında duran fosil yakıt politikaları bugün işsizlik ve mağduriyet yaratıyor. Bu durum, hem iklim kriziyle mücadeleyi zorlaştırıyor hem de toplumsal eşitsizlikleri derinleştiriyor. Kömürden çıkış sürecinin adil bir şekilde yönetilmesi, yalnızca çevresel bir gereklilik değil, aynı zamanda sosyal bir zorunluluktur. Maden işçilerinin geçim kaynaklarının korunması, onlara yeni istihdam olanakları sunulması ve bölgesel kalkınmanın desteklenmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı. Katısöz, mevcut teşviklerin ve sübvansiyonların hâlâ büyük oranda fosil yakıtlara yönlendirildiğine dikkat çekerek, bu kaynakların yenilenebilir enerji yatırımlarına aktarılmasının hem ekonomik hem de sosyal fayda sağlayacağını vurguladı.
Kömüre bağımlılık ve iklim değişikliği
Türkiye, elektrik üretiminde hâlâ yüksek oranda kömür kullanan ülkeler arasında yer alıyor. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında imzalanan Paris Anlaşması'nda verilen taahhütler ile 2053 net sıfır hedefi, kömürden çıkışı zorunlu kılıyor. Ancak uzmanlar, mevcut hükümet politikalarının bu hedeflerle çeliştiğini ve yeni kömürlü termik santral projelerinin gündemde olduğunu belirtiyor. Özellikle kömür bölgelerinde yaşayan topluluklar, enerji dönüşümünün getireceği ekonomik ve sosyal sonuçlara karşı hazırlıksız yakalanıyor. Bu nedenle adil geçiş sürecinin, işçilerin ve yerel halkın katılımıyla planlanması büyük önem taşıyor.
Geleceğin iş alanları: yenilenebilir enerji
Yenilenebilir enerji sektöründe istihdam potansiyeli her geçen gün artıyor. Güneş ve rüzgar enerjisi alanında faaliyet gösteren firmalar, nitelikli işgücüne duydukları ihtiyacı dile getiriyor. Maden işçilerinin, yeniden eğitim programlarıyla bu sektöre yönlendirilmesinin, hem işsizliği azaltacağı hem de bölgesel kalkınmaya katkı sağlayacağı değerlendiriliyor. Bazı sendikalar ve sivil toplum kuruluşları, bu dönüşümü kolaylaştırmak için somut adımlar atılmasını talep ediyor; ancak hükümet yetkilileri, kömürün stratejik önemine vurgu yaparak enerji arz güvenliğini öne sürüyor.
Destekler fosil yakıtlara mı gidiyor?
Uluslararası kuruluşların raporları, Türkiye'nin fosil yakıtlara sağladığı desteklerin her yıl milyarlarca lira olduğunu ortaya koyuyor. Bu desteklerin kademeli olarak kaldırılmasının, enerji dönüşümü için gereken kaynağı yaratabileceği ifade ediliyor. Özlem Katısöz, bu konuda şunları söylüyor: “Fosil yakıt sübvansiyonları, kamu bütçesine ciddi bir yük getirmesine rağmen, toplumsal fayda yaratmaktan uzak. Bu paralar, temiz enerji projelerine, işçilerin yeniden eğitimine ve sosyal güvenlik ağlarına aktarılmalı. Aksi halde hem iklim hedeflerini tutturamayız hem de çalışanları koruyamayız.”
Maden bölgelerinde kalkınma arayışı
Kapanan maden ocakları, bölge ekonomilerinde derin yaralar açıyor. Soması, Yatağan ve Sivas gibi kömür madenciliğinin yoğun olduğu bölgelerde alternatif iş alanları yaratılamadığı için göç artıyor, genç nüfus başka şehirlere taşınıyor. Yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri, bu bölgeler için “adil geçiş” planları hazırlanmasını isterken, hükümetin bu taleplere yönelik kapsamlı bir politika geliştirmediği eleştirisi yapılıyor. Turizm, tarım ve yenilenebilir enerji yatırımlarının bu bölgeleri canlandırabileceği kaydediliyor.
Enerji dönüşümünde toplumsal mutabakat şart
Kömürden çıkış sürecinin başarıya ulaşması, tüm paydaşların dahil olduğu bir toplumsal mutabakatla mümkün olabilir. İşçi sendikaları, işveren örgütleri, çevre grupları ve yerel yönetimlerin görüşlerinin alındığı bir yol haritası oluşturulması gerektiğini belirten uzmanlar, bu süreçte kimsenin geride bırakılmaması gerektiğini vurguluyor. Enerji politikalarının yalnızca arz güvenliği açısından değil, sosyal etkileri ve istihdam boyutuyla da ele alınması büyük önem taşıyor. Türkiye'nin sahip olduğu güneş ve rüzgar potansiyeli, ekonomik büyümeye katkı sağlarken, enerji bağımsızlığını güçlendirebilir.
Sonuç olarak, kömürde yaşanan çöküş, yalnızca bir sektörel kriz değil; aynı zamanda ülkenin enerji politikalarının ve toplumsal refah anlayışının bir mihenk taşıdır. İşçilerin ödediği bedel, fosil yakıt saplantısının ne denli yanlış olduğunu gösteriyor. Gerçek bir kalkınma, doğayı ve insanı merkeze alan adil bir enerji dönüşümünden geçiyor.