Türk stratejist ve emekli Tuğgeneral Nejat Eslen, Türkiye'nin batı komşusu Yunanistan'ın, tarihsel ve güncel tüm olumsuzluklara rağmen, fırsatçı bir "kötü komşu" olarak hareket ettiğini belirtti. Eslen, bu nitelendirmenin yalnızca bir duygu ifadesi olmadığını, Yunanistan'ın Türkiye aleyhine yürüttüğü politikalarda sistematik bir fırsatçılık bulunduğunu öne sürüyor. İki ülke arasındaki karmaşık ilişkiler, Ege Denizi'ndeki kıta sahanlığı, hava sahası ihlalleri ve Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları gibi birçok başlıkta kendini gösteriyor.
Yunanistan'ın Fırsatçı Politikaları
Eslen'e göre, Yunanistan, uluslararası konjonktürün Türkiye aleyhine döndüğü her anı değerlendirme eğiliminde. Özellikle 1990'lardan itibaren, Türkiye'nin AB üyelik sürecinde karşılaştığı engeller, Kıbrıs meselesi ve Ege'deki anlaşmazlıklar, Yunanistan'ın elini güçlendiren faktörler olarak öne çıkıyor. Yunanistan'ın, Avrupa Birliği içinde Türkiye'ye yönelik şartlı yaklaşımları desteklemesi, fırsatçı politikalarının somut bir örneği. Ayrıca, son yıllarda ABD ve Fransa gibi ülkelerle yaptığı savunma iş birlikleri, Türkiye'ye karşı bölgesel bir denge kurma çabası olarak yorumlanıyor. Eslen, Yunanistan'ın bu politikalarının sadece kendi ulusal çıkarlarını değil, aynı zamanda Türkiye'nin egemenlik haklarını hedef aldığını da vurguluyor.
Stratejik Derinlikteki Hassasiyet
Yunanistan'ın tutumu, Türkiye açısından yalnızca askeri veya siyasi bir tehdit değil; aynı zamanda stratejik bir hassasiyet unsuru. Ege Denizi'nde uluslararası hukuka aykırı şekilde genişletilmeye çalışılan kara suları ve kıta sahanlığı iddiaları, Türkiye'nin deniz yetki alanlarını daraltma riski taşıyor. Bu durum, Türkiye'nin enerji güvenliği ve deniz ticareti açısından hayati önemde. Eslen, Türkiye'nin bu hassasiyeti göz önünde bulundurarak, Yunanistan'ın fırsatçı hamlelerine karşı hem diplomatik hem de askeri caydırıcılığını koruması gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca, Yunanistan'ın Ege adalarını silahlandırması, Lozan ve Paris Anlaşmaları'na aykırı olmasına rağmen, Türkiye'nin bu konudaki tepkilerinin de fırsatçı bir yaklaşımla karşılanması, iki ülke arasındaki güven bunalımını derinleştiriyor.
Nejat Eslen'in değerlendirmeleri, iki komşu ülke arasındaki kronik anlaşmazlıkların çözümünde karşılıklı güvenin önemine işaret ederken, Yunanistan'ı "fırsatçı" olarak nitelendirmesi, ilişkilerdeki buzdağının görünmeyen kısmını gözler önüne seriyor. Bu tespitin, Ankara'nın müzakere masasındaki elini güçlendirmek adına stratejik bir perspektif sunduğu söylenebilir. Ancak kalıcı bir çözüm için her iki tarafın da tarihsel fırsatçılığı bir kenara bırakıp, bölgesel istikrara katkı sağlayacak yeni bir diyalog zemini oluşturması gerekmektedir.