İsrail'de yaklaşan seçimler ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun siyasi geleceği tartışılırken, Ortadoğu uzmanı Prof. Vali Nasr'tan dikkat çeken bir değerlendirme geldi. Nasr, "Netanyahu giderse tamamen farklı bir dış politika çıkacak gibi düşünmemek gerekir" diyerek, lider değişiminin İsrail'in Filistin politikasında radikal bir dönüşüm yaratmayacağına işaret etti. Bu görüş, İsrail'in siyasi yelpazesindeki alternatif sağ liderlerin de ilhakçı ve iki devletli çözüme karşı çıkan tutumlarını gerekçelendiriyor.
Seçim Yarışı: Daha Kötü Şiddet mi, Daha Nazik Apartheid mi?
İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem'in seçim yarışına dair tespiti ise oldukça çarpıcı: "Seçim yarışı daha kötü bir şiddet isteyenlerle daha nazik bir apartheid isteyenler arasında geçiyor." Bu ifade, İsrail siyasetindeki ana akım partilerin Filistin meselesine yaklaşımında ciddi bir fark olmadığını, sadece yöntemlerde farklılık bulunduğunu ortaya koyuyor. B'Tselem'e göre, hangi parti kazanırsa kazansın, işgal ve ayrımcılık politikaları temelinden değişmeyecek; yalnızca uygulama biçimi değişecek.
Alternatif Sağ Liderler de İlhakçı
Prof. Vali Nasr'ın değerlendirmesi, Netanyahu sonrası olası bir hükümette yer alabilecek sağ liderlerin de Batı Şeria'daki yerleşim birimlerini genişletme ve toprak ilhakı konusunda benzer politikalar izleyeceğini gösteriyor. Nitekim ana muhalefet partilerinin liderleri de iki devletli çözüme mesafeli duruyor ve Kudüs'ün statüsü konusunda taviz vermeye yanaşmıyor. Bu durum, İsrail seçimlerinin Filistin-İsrail çatışmasının özüne dair bir referandum olmadığını, daha ziyade iç siyasi dengeler ve Netanyahu'nun yargı reformu gibi konularda bir hesaplaşma olduğunu ortaya koyuyor.
Netanyahu'nun Mirası ve Dış Politika Sürekliliği
Netanyahu, İsrail siyasetinin son çeyrek asrına damga vurmuş bir figür. Onun liderliğinde İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgesel ilişkilerini normalleştirme yolunda önemli adımlar attı. Ancak Filistin meselesinde kalıcı bir çözüm üretilmedi; aksine yerleşim faaliyetleri hız kazandı ve iki devletli çözüm fikri giderek zayıfladı. Uzmanlar, Netanyahu'nun yerine gelecek ismin de benzer bir çizgi izleyeceğini, çünkü İsrail kamuoyunda Filistin meselesine dair geniş bir mutabakatın bulunduğunu belirtiyor. Bu mutabakat, güvenlik odaklı bir yaklaşımı ve toprak tavizine karşı duruşu içeriyor.
B'Tselem'in "apartheid" nitelemesi ise uluslararası alanda yankı uyandırmaya devam ediyor. Örgüt, İsrail'in Filistinlilere yönelik sistematik ayrımcılığını belgeleyerek, bunun sadece bir işgal rejimi değil, aynı zamanda bir ırk ayrımcılığı rejimi olduğunu savunuyor. Seçim yarışını "daha kötü şiddet isteyenlerle daha nazik apartheid isteyenler arasında" olarak tanımlaması, bu çerçevede anlam kazanıyor. Yani seçmen, şiddetin dozunu artırmayı vaat edenlerle, ayrımcılığı daha "medeni" yöntemlerle sürdürmeyi vaat edenler arasında bir tercih yapmaya zorlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İsrail'deki siyasi belirsizlik, Ortadoğu'daki dengeleri de yakından ilgilendiriyor. Son dönemde Suudi Arabistan ile normalleşme görüşmeleri, ABD'nin arabuluculuğunda devam ediyor. Ancak herhangi bir İsrail hükümetinin Filistin konusundaki tutumu, bu sürecin seyrini belirleyecek. Netanyahu'nun alternatifi olarak görülen isimlerin de benzer sertlikte politikalar izlemesi, bölgesel barış umutlarını zayıflatıyor. Öte yandan, İsrail iç siyasetindeki kutuplaşma ve yargı reformu tartışmaları, ülkenin demokratik kimliğine dair endişeleri artırıyor.
Prof. Vali Nasr gibi uzmanların vurguladığı nokta şu: Lider değişikliği, temel politikaların değişmesi anlamına gelmiyor. İsrail'de Filistin meselesi, partiler üstü bir mesele haline gelmiş durumda ve ana akım siyaset, işgali sürdürme konusunda büyük ölçüde hemfikir. Bu nedenle, uluslararası toplumun beklentilerini Netanyahu'nun koltuğunu kaybetmesine bağlaması gerçekçi değil. Koltuk değişse de işgal kalıyor; şiddetin dozu ve apartheidin üslubu değişse de özü aynı kalıyor.
Sonuç olarak, İsrail seçimleri, Filistin halkı için umut verici bir değişim vaat etmiyor. B'Tselem'in tespiti ve Nasr'ın değerlendirmesi, uluslararası kamuoyunun İsrail siyasetini doğru okuması için önemli ipuçları sunuyor. Netanyahu sonrası dönemde de işgal, yerleşim ve ayrımcılık politikalarının devam edeceği öngörülüyor. Bu durum, Filistin meselesinde adil ve kalıcı bir çözüm için daha geniş kapsamlı bir uluslararası çaba gerektiğini gösteriyor.