Emine Boyner’in ilk kişisel sergisi ‘Kocakarı Masalları’, İstanbul Cihangir’deki Ark Kültür’de sanatseverlerle buluştu. Sergi, doğayla kurduğumuz bağı yeniden hatırlatırken, ‘kocakarı masalları’ olarak küçümsenen geleneksel bilginin aslında yüzyıllardır insanlığı ayakta tutan bir ilim olduğu fikrini vurguluyor. Boyner, otacılığa olan ilgisini “Yaşadığı yeri yeşerten bir aile içinde büyüdüm” sözleriyle anlatıyor.
Geleneksel bilgiye saygı duruşu
Sergi, ‘kocakarı masalı’ deyiminin ardındaki derin anlamı sorguluyor. Emine Boyner, büyükannelerden aktarılan bitki bilgisi, şifa yöntemleri ve doğa gözlemlerinin modern dünyada sıklıkla hafife alındığını ancak aslında bu bilgilerin binlerce yıllık bir deneyimin ürünü olduğunu söylüyor. Sergide yer alan eserler, doğal malzemeler ve organik formlarla geleneksel bilginin çağdaş bir yorumunu sunuyor.
Otacılık geleneği ve aile mirası
Boyner, otacılıkla ilgilenen bir ailede büyüdüğünü belirtiyor. “Çocukluğumda bahçemizde her türlü bitki vardı; annem ve anneannem hasta olduğumuzda şifalı otlarla karışımlar hazırlardı” diyen sanatçı, bu geleneğin modern tıpla rekabet etmek yerine onu tamamlayıcı bir rol üstlenebileceğini düşünüyor. Sergide bu anılardan esinlenen yerleştirmeler ve resimler yer alıyor.
Doğaya dönüş çağrısı
Sergi, şehir hayatında doğayla bağını kaybeden insanlara bir hatırlatma niteliği taşıyor. Boyner, “Her birimiz doğanın bir parçasıyız ve onun dilini yeniden öğrenmeliyiz” diyor. Eserlerinde kullandığı toprak, yaprak, tohum gibi malzemelerle izleyiciyi doğanın renklerine ve dokularına davet ediyor.
Sergi, 30 Nisan’a kadar Ark Kültür’de ziyaret edilebilecek. ‘Kocakarı Masalları’, sadece bir sanat deneyimi değil, aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş bir kültürel mirasa saygı duruşu olarak da öne çıkıyor. Geleneksel bilginin modern sanatla buluştuğu bu sergi, izleyicilere doğayla yeniden bağ kurma fırsatı veriyor.