UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti, barındırdığı biyolojik çeşitliliğin yanı sıra yöre halkına ekonomik katkı sağlayan doğal zenginlikleriyle de öne çıkıyor. Deltada doğal olarak yetişen ve yörede "goga otu" olarak bilinen hasır otu, son yıllarda çiftçiler için önemli bir gelir kaynağına dönüştü. Özel izinle ve belirli dönemlerde toplanabilen bu bitki, işlenip kurutulduktan sonra kilogramı 100 ila 120 liradan alıcı buluyor. Samsun'un Bafra ve 19 Mayıs ilçeleri kırsalında yaşayanlar, bu doğal ürün sayesinde ek gelir elde ediyor.
Goga Otu Nedir ve Nasıl Toplanır?
Hasır otu (Typha latifolia), Kızılırmak Deltası'nın sulak alanlarında, özellikle sazlık ve bataklık bölgelerde kendiliğinden yetişen çok yıllık bir bitki türüdür. Halk arasında "goga otu" olarak da anılan bu bitki, uzun ve şerit benzeri yapraklarıyla bilinir. Geçmişte yöre halkı tarafından hasır, sepet ve çeşitli el sanatları yapımında kullanılan bitki, günümüzde dekoratif ürünlerden yalıtım malzemelerine kadar birçok alanda değerlendiriliyor.
Toplanması belirli kurallara tabi olan hasır otu, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nden alınan özel izinle, yılda belirli dönemlerde ve sınırlı miktarda yapılıyor. Bu izin sistemi, ekosistemin zarar görmemesi ve bitkinin sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından büyük önem taşıyor. Toplama işlemi genellikle yaz aylarında gerçekleştiriliyor; bitkinin yaprakları kök kısmından kesilerek taze olarak alınıyor.
İşleme ve Satış Aşamaları
Toplanan hasır otu, öncelikle gölgede veya havadar bir ortamda kurumaya bırakılıyor. Kurutma işlemi, bitkinin dayanıklılığını artırıyor ve işlenmesini kolaylaştırıyor. Kuruyan yapraklar daha sonra demetler halinde bağlanıyor ve satışa hazır hale getiriliyor. Bu süreçte herhangi bir kimyasal madde kullanılmaması, ürünün doğallığını koruyor ve talebi artırıyor.
Bafra ilçesinde yaşayan ve yaklaşık 10 yıldır hasır otu toplayan 45 yaşındaki Mehmet Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Bu işten sezon boyunca ciddi kazanç elde ediyoruz. Özel izin aldıktan sonra sabah erken saatlerde deltaya gidiyoruz. Günde ortalama 50-60 kilogram toplayabiliyoruz. Kurutup paketledikten sonra tüccarlara satıyoruz. Geçen yıl kilosu 80 liraydı, bu yıl 100-120 lira arasında satıyoruz. Bu, bizim için çok iyi bir gelir." dedi.
Bölgede hasır otu ticareti yapan alıcılar ise ürünün özellikle el sanatları atölyeleri ve dekorasyon firmaları tarafından tercih edildiğini belirtiyor. Samsun'da dekorasyon işiyle uğraşan Murat Aksu, "Doğal ve organik ürünlere olan talep her geçen gün artıyor. Goga otu, hem dayanıklı hem de estetik bir malzeme. Sepet, örtü, panel, hatta mobilya süslemelerinde kullanıyoruz. Yurt dışına bile gönderenler var." şeklinde konuştu.
Ekolojik Dengenin Korunması Önemli
Kızılırmak Deltası, 56 bin hektarlık alanıyla Türkiye'nin en büyük sulak alanlarından biri. Burada 400'den fazla kuş türü, nesli tehlike altında olan bazı hayvanlar ve sayısız bitki çeşidi yaşıyor. Bu zengin ekosistem, hassas bir dengeye sahip. Bu nedenle hasır otu toplanması gibi faaliyetlerin dikkatli bir şekilde yürütülmesi gerekiyor.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Çevre Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Ayşe Sever, hasır otunun sürdürülebilir şekilde toplanmasının önemine dikkat çekerek, "Bitkinin köklerine zarar verilmemeli ve belli bir kısmı doğada bırakılmalı. Aşırı ve bilinçsiz toplama, bitkinin neslini tehlikeye atabilir ve dolayısıyla bölgedeki diğer canlıları da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle denetimlerin artırılması ve yerel halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Kızılırmak Deltası, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştı. Deltanın kalıcı listeye girmesi için çalışmalar sürerken, bölgedeki doğal kaynakların korunması büyük önem taşıyor. Hasır otunun ekonomik getirisi, yöre halkının doğaya sahip çıkmasını da teşvik ediyor.
Sonuç olarak, Kızılırmak Deltası'nda doğal olarak yetişen hasır otu, hem çiftçiler için önemli bir gelir kapısı oluşturuyor hem de geleneksel el sanatlarının yaşatılmasına katkı sağlıyor. Ancak bu değerli kaynağın gelecek nesillere aktarılabilmesi için ekosistemin korunması ve sürdürülebilir toplama yöntemlerinin benimsenmesi gerekiyor. Dengeli bir yaklaşımla hem ekonomik kalkınma hem de çevresel koruma aynı anda sağlanabilir.