Antalya'nın en önemli içme suyu kaynaklarından Kırkgöz'ün birinci derece koruma alanında bulunan kalker ocağının, yaklaşık 4 kat büyütülerek 90.97 hektara (128 futbol sahası) çıkarılması ve patlatmalı üretim yapılması planlanıyor. Proje için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci başlatıldı. Uzmanlar ve bölge halkı, yeraltı sularının kirleneceği ve su kaynağının tehlikeye gireceği gerekçesiyle projeye karşı çıkıyor.
Projenin detayları ve riskler
Kırkgöz, Antalya'nın yaklaşık 2,5 milyonluk nüfusuna içme suyu sağlayan kaynakların başında geliyor. Mevcut kalker ocağı 22,74 hektarlık bir alanda faaliyet gösterirken, yeni projeyle bu alan 90,97 hektara genişletilecek. Patlatmalı üretim yöntemiyle yılda 3 milyon ton kalker çıkarılması hedefleniyor. Çevre mühendisleri ve jeologlar, patlatmaların su kaynağının beslenme havzasındaki kayaçları kırarak yeraltı suyuna kirletici maddelerin karışmasına yol açacağını belirtiyor. Ayrıca, toz ve gürültü kirliliği de bölge ekosistemini tehdit ediyor.
Uzmanlar ve yerel halkın tepkisi
Antalya Tabip Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası ve çevre örgütleri projeye karşı ortak açıklama yaptı. Açıklamada, "Kırkgöz, birinci derece koruma alanı ilan edilmiş hayati bir su kaynağıdır. Burada yapılacak her türlü maden faaliyeti, suyun kalitesini geri dönülemez şekilde bozacaktır. Kamuoyu derhal bilgilendirilmeli ve proje iptal edilmelidir" denildi. Bölge sakinleri de olası su krizine karşı imza kampanyası başlattı.
Siyasi boyut ve geçmiş
Konu, Antalya milletvekilleri tarafından Meclis gündemine taşındı. CHP, projenin durdurulması için soru önergesi verirken, yerel yönetimlerden de tepki geliyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi, daha önce benzer bir maden projesine karşı Danıştay'da dava açmış ve kazanmıştı. Ancak bu kez proje sahibi şirketin, ÇED olumlu kararı alması durumunda faaliyete geçebileceği ifade ediliyor. Su kaynaklarının korunması için yasal düzenlemelerin yetersiz kaldığı eleştirileri yapılıyor.
Bağımsız değerlendirme
Kırkgöz vakası, Türkiye'de su kaynakları ile maden politikaları arasındaki çatışmanın somut bir örneği. Bir yandan artan kalker talebi, diğer yandan milyonlarca insanın içme suyu güvenliği arasında sıkışan karar alıcıların, bilimsel verileri ve halk sağlığını öncelemesi gerekiyor. Ülkenin dört bir yanında benzer çevresel riskler taşıyan projeler için kapsamlı bir su havzası yönetim planı oluşturulması kaçınılmaz görünüyor.