Bir güzel şöyle söyledi: Nasipsizliği sordular meczuba, “vaktin sahibine mülkünde vakit ayırmamaktır” diye cevap verdi. Mülkün O’na ait olduğunu iliklerinde hissedinceye, varlığının O’nun mülkü olduğunu anlayıp O’nda kayboluncaya kadar devam. Bir başka güzel şöyle söylemişti: Kim yürürse kazanır, kim durursa kaybeder. Bu sözler, insanın kendine ve varlığa bakışını sorgulatan derin bir anlam taşıyor. Peki, “Kimsin sen?” sorusu neden bu kadar önemli? Şüphesiz sen sen değilsin; çünkü gerçek varlık, tüm mülkün sahibine aittir.
Nasipsizlik Nedir?
Meczuba sorulan soru, aslında her birimize yöneltilmiş bir sorudur: Nasipsizlik nedir? Cevap oldukça çarpıcı: “Vaktin sahibine mülkünde vakit ayırmamaktır.” Yani, içinde bulunduğumuz her an, aslında O’nun bize verdiği bir emanettir. Eğer bu emaneti, sahibine gerektiği gibi iade etmiyorsak, nasipsizlik tam da budur. Mülk O’nundur; biz ise sadece geçici birer misafiriz. Bu gerçeği iliklerimizde hissetmek, varlığımızın O’na ait olduğunu anlamak ve O’nda kaybolmak, gerçek kazanımın yolu olarak gösteriliyor.
Yürüyen Kazanır
Bir başka güzel ise “Kim yürürse kazanır, kim durursa kaybeder” diyerek, manevi yolculuğun sürekliliğine işaret ediyor. Bu yolculuk, sadece fiziksel bir yürüyüş değil; kalbin, ruhun ve zihnin sürekli bir arayış içinde olmasıdır. Durmak, gerilemek; yürümek ise ilerlemek ve kazanmaktır. Ancak burada kastedilen yürüyüş, kendi benliğinden sıyrılıp gerçek varlığa doğru atılan adımlardır. İnsan, her an yeniden “Kimsin sen?” sorusuyla yüzleşmeli ve bu sorunun cevabını derinleştirmelidir.
Varlık ve Sahiplik İlişkisi
İnsanoğlu, dünya üzerinde birçok şeye sahip olduğunu düşünür: mal, mülk, makam, şöhret. Ancak bu sahiplik duygusu, aslında bir yanılsamadır. Çünkü her şeyin gerçek sahibi O’dur. İnsan, kendisini bir “ben” olarak konumlandırdığında, aslında özünde var olanı inkâr etmeye başlar. “Şüphesiz sen sen değilsin” ifadesi, bu yanılsamaya işaret eder. Gerçek benlik, O’nda kaybolmuş olan benliktir. Bu anlayış, tasavvufi düşüncede sıkça vurgulanan “fenafillah” yani Allah’ta yok olma kavramıyla da örtüşür. İnsan, nefsini terbiye ederek, kendi varlığını O’nun varlığında eritmeyi öğrenmelidir.
Zamanın Sahibi
“Vaktin sahibine mülkünde vakit ayırmamak” ifadesi, zamanın da aslında bize ait olmadığını hatırlatır. Zaman, O’nun kontrolündedir ve her an O’nun izniyle akar. İnsan, zamanını nasıl kullandığından sorumludur. Eğer zamanını, gerçek sahibine ayırmazsa, işte o zaman nasipsizlik ortaya çıkar. Bu, sadece ibadetlerle sınırlı bir mesele değildir; hayatın her anını, O’nun rızası doğrultusunda yaşamak anlamına gelir. İşte o zaman, “Kim yürürse kazanır” sözünün sırrına erilir.
Günümüzde Anlam Arayışı
Modern dünyada insanlar, sürekli bir koşuşturma içinde. Maddi kazançlar, kariyer hedefleri, sosyal statü derken, asıl soru unutuluyor: “Kimsin sen?” Bu soruya verilecek cevap, insanın kendini tanımasına ve varlığının amacını idrak etmesine vesile olabilir. Belki de meczubun cevabı, günümüz insanına da yol gösterici olabilir: Nasipsizlikten kurtulmak için, vaktin sahibine vakit ayırmak, yani O’nu anmak ve O’nun rızasına uygun yaşamak gerekir.
Sonuç
Bu sözler, edebi ve tasavvufi bir derinlik taşıyor. Her ne kadar bir “güzel”e atfedilse de, aslında evrensel bir gerçeği dile getiriyor. İnsan, kendini ne kadar “ben” olarak görse de, özünde O’nun bir tecellisidir. “Şüphesiz sen sen değilsin” ifadesi, bu gerçeği hatırlatır. Unutmamak gerekir ki, gerçek kazanç, bu dünyada iken kendi benliğinden sıyrılıp, O’nda kaybolabilmektir. Yürümeye devam eden, arayışını sürdüren kazanacaktır.