Kıbrıs adası, uluslararası gündemin değişmeyen maddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Bunun arkasında yalnızca adanın iki halkı arasındaki siyasi anlaşmazlık değil, 1960'ta kurulan ortaklık düzeninin kısa sürede işlevsiz hale gelmesi ve bugüne uzanan statü tartışması yer alıyor. Ahmet Göksan'ın kaleme aldığı değerlendirme, adadaki denklemin neden hâlâ çözülemediğini tarihsel bir çerçevede ele alıyor.
1960 Ortaklık Cumhuriyeti ve Kısa Ömrü
Kıbrıs Cumhuriyeti, 1960 yılında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık'ın garantörlüğünde, Kıbrıslı Türkler ve Rumların eşit ortaklığına dayanan bir anayasa ile kuruldu. Ancak bu ortaklık düzeni, daha ilk yıllarından itibaren taraflar arasındaki güvensizlik ve anayasal yorum farklılıkları nedeniyle sarsıldı. 1963 yılında başlayan toplumlararası çatışmalar, Kıbrıslı Türklerin yönetimden dışlanmasıyla sonuçlandı. Bu süreç, adadaki ortaklık fikrinin fiilen rafa kalkması anlamına geliyordu.
1964'te BM Güvenlik Konseyi'nin 186 sayılı kararıyla ada'ya barış gücü yerleştirildi. Fakat bu adım, siyasi çözümü getirmedi; sadece çatışmayı dondurdu. 1974'te Yunanistan'daki cuntanın Kıbrıs'ta darbe girişimi ve ardından Türkiye'nin gerçekleştirdiği askerî müdahale, adanın fiilî olarak ikiye bölünmesine yol açtı. 1983'te Kıbrıslı Türkler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilan etti; ancak bu devlet, Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmadı.
Müzakereler ve Çözümsüzlüğün Kurumsallaşması
1974 sonrası dönemde adadaki statü sorunu, sayısız müzakere girişimine sahne oldu. 1977 ve 1979 zirveleri, 1980'lerdeki Dolaylı Görüşmeler, 1990'lardaki Güven Artırıcı Önlemler ve 2000'lerdeki Annan Planı, çözüme yönelik en kapsamlı çabalar olarak kayda geçti. 2004'te referanduma sunulan Annan Planı, Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilirken Rum tarafından reddedildi. Aynı yıl Kıbrıs Cumhuriyeti, AB'ye tam üye olarak kabul edildi; ancak bu üyelik, adanın kuzeyini kapsamadı.
2008'de başlatılan ve 2017'de Crans-Montana'da sona eren son kapsamlı müzakere süreci de sonuçsuz kaldı. O tarihten bu yana adada kapsamlı bir çözüm için resmî müzakere yürütülmüyor. BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde zaman zaman temaslar olsa da taraflar arasındaki pozisyon farkları devam ediyor.
Statü Tartışması ve Güncel Dinamikler
Bugün adadaki temel anlaşmazlık, iki kesimli, iki toplumlu federal bir yapı mı yoksa egemen eşitliğe dayalı iki ayrı devlet mi olacağı noktasında düğümleniyor. Kıbrıslı Rumlar, federal çözümde ısrar ederken, Kıbrıslı Türkler son yıllarda iki devletli çözüm tezini daha yüksek sesle dile getiriyor. Bu pozisyon farkı, müzakerelerin başlaması için gereken ortak zemini ortadan kaldırıyor.
Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon rekabeti, adadaki denklemi daha da karmaşık hale getiriyor. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Münhasır Ekonomik Bölge ilanları ve doğalgaz arama faaliyetleri, Türkiye ile Rum yönetimi arasında gerilim yaratıyor. Öte yandan adadaki askerî varlık ve garantörlük sistemi, çözümün güvenlik boyutunu oluşturuyor.
Avrupa Birliği, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni adanın tamamının meşru temsilcisi olarak tanıyor; ancak AB hukuku fiilî durum nedeniyle kuzeyde uygulanmıyor. Bu hukuki çerçeve, adadaki statü tartışmasının uluslararası boyutunu daha da derinleştiriyor.
Değişmeyen Denklem
Kıbrıs sorunu, 1960'tan bu yana onlarca müzakere turu, sayısız BM kararı ve çeşitli arabuluculuk girişimine rağmen çözülemedi. Bunun nedeni, tarafların birbirinden farklı güvenlik algıları, egemenlik yorumları ve uluslararası aktörlerin pozisyonlarındaki uyumsuzluk. Ada, coğrafi konumu ve doğal kaynakları nedeniyle stratejik önemini korudukça, üzerindeki denklemin değişmesi zor görünüyor.