Irak'ta silahlı grupların silahlarını merkezi yönetimin kontrolüne devretmesi için belirlenen 30 Eylül son tarihine yaklaşılırken, Bağdat'a yönelik itirazlar sertleşiyor. Geçen hafta İran destekli Bedir Örgütü'nün "iç savaş çıkar" uyarısının ardından bu kez yine Tahran'a yakın Ketaib Hizbullah örgütü, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Irak'tan çekilmesini şart koşarak sürece karşı çıktığını duyurdu. Bu gelişme, Irak'taki güvenlik mimarisinin geleceği ve bölgesel dengeler açısından kritik bir döneme işaret ediyor.
Ketaib Hizbullah'ın Şartları ve Uyarıları
Ketaib Hizbullah'tan yapılan yazılı açıklamada, silahların bırakılması için öncelikle Irak'ın egemenliğini ihlal eden yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi gerektiği vurgulandı. Açıklamada özellikle TSK'nın Irak'ın kuzeyindeki varlığına dikkat çekilerek, "Türk askeri Irak topraklarında bulunduğu sürece silah bırakma görüşmeleri anlamsızdır" ifadeleri kullanıldı. Örgüt ayrıca, silah bırakma sürecinin "işgalcilerin" çekilmesinin ardından ancak müzakere edilebileceğini belirtti. Bu açıklama, Irak hükümetinin ulusal diyalog ve güvenlik reformu çabalarına doğrudan bir meydan okuma olarak yorumlanıyor.
Bedir Örgütü'nün ardından Ketaib Hizbullah'ın da benzer bir tutum sergilemesi, Tahran'a yakın grupların ortak bir strateji izlediğini gösteriyor. Her iki örgüt de, silahsızlanmanın ancak ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin ve TSK'nın Irak'tan tamamen çekilmesi durumunda mümkün olabileceğini savunuyor. Bu durum, Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi'nin iç siyasetteki manevra alanını daraltırken, ülkedeki güvenlik sorunlarının daha da karmaşık hale gelmesine neden oluyor.
Süreç ve Tarafların Tutumu
Irak hükümeti, silahlı grupların silah bırakması için resmi bir takvim belirlemiş ve bu grupların Devlet İslami Direniş Hareketi çatısı altında birleşmesini öngören bir plan üzerinde çalışıyor. Ancak bu plan, özellikle İran destekli grupların yoğun itirazlarıyla karşılaşıyor. Bu gruplar, silahlarını bırakmaları halinde İran'ın bölgedeki nüfuzunun zayıflayacağını ve kendilerinin hedef haline geleceğini düşünüyor. Ayrıca, bazı grupların siyasi kazanımlarını kaybetme endişesi de süreci zorlaştırıyor.
ABD ise Irak'taki askeri varlığını danışmanlık rolüne indirme planını açıklamış durumda. Ancak Ketaib Hizbullah, ABD'nin bu planının yeterli olmadığını, tamamen çekilmesi gerektiğini savunuyor. TSK'nın varlığı ise Ankara'nın PKK'ya karşı yürüttüğü sınır ötesi operasyonlarla yakından ilişkili. Türk yetkililer, Irak'ın kuzeyindeki varlıklarının PKK tehdidine karşı meşru müdafaa hakkı kapsamında olduğunu dile getiriyor. Bu durum, Irak hükümeti ile Ankara arasında zaman zaman gerginliklere yol açıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Ketaib Hizbullah'ın açıklaması, yalnızca Irak iç siyasetini değil, aynı zamanda bölgesel dengeleri de etkileyecek potansiyele sahip. İran'ın Irak'taki müttefikleri üzerindeki etkisi, Tahran'ın bölgedeki stratejik derinliği açısından hayati önem taşıyor. Bu grupların silah bırakması, İran'ın Suriye'deki varlığına giden lojistik hatları da zayıflatabilir. Bu nedenle Tahran'ın bu sürece karşı çıkması beklenen bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan, ABD'nin Irak'tan çekilme sürecini tamamlaması ve TSK'nın varlığının sürmesi, Irak'ın egemenliği tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Bağdat yönetimi, bir yandan içerideki silahlı grupları kontrol altına almaya çalışırken, diğer yandan dış aktörlerin müdahalesini dengelemekte zorlanıyor. Bu durum, Irak'ın uzun vadede istikrarını tehdit eden temel bir faktör olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, Ketaib Hizbullah'ın TSK'nın çekilmesi şartı, silah bırakma sürecinin önündeki en büyük engellerden birini oluşturuyor. Bu durum, Irak hükümetinin ulusal uzlaşı sağlama çabalarını baltalarken, bölgedeki tansiyonun daha da yükselmesine neden olabilir. Önümüzdeki günlerde hem Bağdat'ın hem de Ankara ve Tahran'ın atacağı adımlar, sürecin seyrini belirleyecek.