Kemalizm, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi olarak sadece iç siyaseti değil, dış politikayı da şekillendiren temel bir ideolojidir. Bu bağlamda, ABD ve İran gibi iki önemli aktöre bakış açısı, tarihsel süreç içinde belirli prensipler etrafında şekillenmiştir. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Kemalist dış politika, tam bağımsızlık ve ulusal çıkarları merkeze alan, ideolojik esneklikten uzak bir yaklaşım sergiler.
ABD ile İlişkiler: İşbirliği ve Gerginlik Arasında
Kemalizm, ABD’ye karşı iki uçlu bir tutum benimser. Bir yandan, Batı medeniyetinin bir parçası olma hedefi doğrultusunda ABD ile ittifaka sıcak bakarken, diğer yandan tam bağımsızlık ilkesi nedeniyle müdahalecilikten rahatsız olur. Soğuk Savaş dönemi, bu ikilemin en belirgin olduğu dönemdir: Türkiye, NATO üyesi olarak ABD’nin yanında yer alırken, Kıbrıs Sorunu ve Johnson Mektubu gibi krizlerde bağımsızlık refleksleri öne çıkmıştır.
Kemalist bakış, ABD’nin Ortadoğu politikalarını genellikle emperyalist olarak nitelendirir. Özellikle Irak’ın işgali ve Filistin meselesinde, ulusal egemenlik ilkesi vurgulanır. Ancak bu ideolojik duruş, askeri ve ekonomik bağımlılıkla çelişmiştir. Günümüzde, Suriye krizi ve PKK ile mücadelede ABD ile yaşanan fikir ayrılıkları, bu gerilimin yansımalarıdır.
İran’a Bakış: Rejim Merkezli Yaklaşım
Kemalist ideoloji, İran’a laiklik ekseninden bakar. Türkiye’nin laik cumhuriyeti ile İran’ın teokratik rejimi arasındaki karşıtlık, doğal bir mesafe yaratır. 1979 İslam Devrimi sonrası bu mesafe daha da artmıştır. Kemalistler, İran’ı hem iç rejimi (din devleti) hem de bölgesel yayılmacılığı nedeniyle tehdit olarak görme eğilimindedir.
Ancak bu ideolojik pozisyon, pragmatizme tamamen kapalı değildir. 1970’lerdeki OPEC krizi ve enerji işbirliği, iktisadi çıkarların ideolojinin önüne geçebildiğini göstermiştir. Yine de, İran nükleer programı ve vekil güçlerle olan mücadelesi, Kemalist çevrelerde sürekli bir kaygı kaynağıdır.
Güncel Yansımalar
Bugün Kemalist söylem, ABD ve İran’ı aynı kefede değerlendirmese de, her ikisini de “dış müdahale” bağlamında eleştirir. ABD’nin bölgedeki askeri varlığı ve İran’ın mezhepçi politikaları, her iki ülkeyi de Türkiye’nin çıkarlarına tehdit olarak konumlandırır. Bu analiz, özellikle milliyetçi ve laik kesimlerde yaygındır.
Sonuç olarak, Kemalizm’in ABD ve İran politikaları, ideolojik kökler ve ulusal çıkar kavramı üzerine inşa edilmiştir. Her iki ülkeyle de ilişkilerde esneklik sınırlıdır ve temel prensiplerden taviz verilmez. Bu durum, Türkiye’nin dış politikada sık sık yalnızlaşma pahasına bağımsızlıkçı bir çizgi izlemesine neden olur. Gelecekte de bu ideolojik çerçevenin, küresel güç dengeleri değişse bile etkisini sürdürmesi beklenebilir.