31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından, kentte üç dönem üst üste seçim kazanan belediye başkanları görevden alınarak yerlerine valiler kayyum olarak atandı. Bu atamaların ardından belediyeye ait 8 milyar lira değerindeki varlıkların piyasa değerinin çok altında, kelepir fiyata satıldığı öne sürüldü. İddialar, kayyum yönetimlerinin belediye kaynaklarını hızla elden çıkardığı yönünde.
Kayyum Atamaları ve Satış İddiaları
Seçimle iş başına gelen başkanların görevden uzaklaştırılması, kentte siyasi ve ekonomik dengeleri sarstı. Valilerin kayyum olarak atanmasının hemen ardından belediyeye ait taşınmazlar, iştirak hisseleri ve diğer varlıklar için aceleyle satış süreçleri başlatıldığı belirtiliyor. Muhalefet ve bazı sivil toplum kuruluşları, bu satışların şeffaflıktan uzak ve kamu zararına yol açacak şekilde gerçekleştirildiğini savunuyor. 8 milyar liralık varlığın, değerinin çok altında alıcı bulduğu iddiası, denetim mekanizmalarının yokluğunda kamu mallarının nasıl heba edildiğine dair endişeleri artırdı.
Kayyum yönetimleri, satışların yasal çerçevede ve piyasa koşullarında yapıldığını savunsa da, satışa konu varlıkların gerçek değerinin belirlenmesinde bağımsız ekspertiz raporlarının kullanılmadığı, ihale süreçlerinin kısıtlı katılımla gerçekleştirildiği dile getiriliyor. Özellikle arsa ve bina satışlarında, alıcıların kayyum döneminde kurulan yeni şirketler veya yerel yönetime yakın iş çevreleri olduğu iddiaları, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Ekonomik ve Siyasi Yansımalar
Bu satışların kent ekonomisi üzerinde uzun vadeli etkileri olacağı açık. Belediyenin elindeki gelir getiren varlıkların yok pahasına elden çıkarılması, hem yerel hizmetlerin finansmanını zora sokacak hem de gelecek nesillerin kaynaklarını tüketecek. Uzmanlar, kayyum uygulamalarının sadece siyasi bir müdahale değil, aynı zamanda ekonomik bir tahribat aracı haline geldiğini vurguluyor. Öte yandan, bu tür satışların denetimsizliği, yolsuzluk ve kamu zararı iddialarını beraberinde getiriyor. Sayıştay ve diğer denetim kurumlarının bu süreçlerde etkin rol oynamaması, hesap verebilirlik ilkesinin zedelenmesine yol açıyor.
Siyasi partiler arasında da gerilim tırmanmış durumda. Muhalefet partileri, kayyum atamalarının seçmen iradesini hiçe saydığını ve bu süreçte yapılan satışların hesabının sorulması gerektiğini dile getiriyor. İktidar kanadı ise, görevden almaların yargı kararlarına dayandığını ve satışların mevzuata uygun olduğunu belirtiyor. Ancak kamuoyunda, özellikle yerel seçmen nezdinde, kayyum uygulamalarına ve sonrasındaki mali işlemlere yönelik güvensizlik giderek büyüyor.
Arka Plan ve Hukuki Boyut
Türkiye'de kayyum uygulamaları, özellikle 2016 sonrası dönemde sıkça başvurulan bir yöntem haline geldi. Terörle ilişkilendirilen belediyelere atanan kayyumlar, zaman zaman seçilmiş başkanların yerine geçerek belediye kaynaklarını yönetiyor. Ancak bu uygulamalar, demokratik temsil ilkesiyle çeliştiği gerekçesiyle sık sık eleştiriliyor. Son olarak 31 Mart 2024 seçimlerinin ardından yaşanan görevden almalar, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Hukukçular, kayyumların görev süreleri boyunca yaptıkları tasarrufların yargı denetimine tabi olduğunu, ancak pratikte bu denetimin etkin işlemediğini belirtiyor.
Belediye varlıklarının satışına ilişkin usulsüzlük iddiaları, savcılıklara taşınmış durumda. Ancak soruşturmaların akıbeti belirsizliğini koruyor. Kamu İhale Kurumu'nun bu satışlardaki rolü ve ihale şartnamelerinin nasıl hazırlandığı da merak konusu. Uzmanlar, kamu mallarının satışında şeffaflık ve hesap verebilirliğin sağlanması için bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Sonuç olarak, kayyum yönetimlerinin belediye varlıklarını kelepir fiyata sattığı iddiaları, yerel demokrasi ve kamu maliyesi açısından ciddi bir sorun olarak gündemdeki yerini koruyor. Bu durum, seçmen iradesine saygı ve kamu kaynaklarının korunması ilkeleri arasındaki gerilimi gözler önüne seriyor. Önümüzdeki günlerde konunun yargıya ve kamuoyuna yansımaları yakından takip edilecek.