Geçtiğimiz hafta, Rus basınında Türkiye'ye yönelik tavrın gözle görülür bir şekilde değişmeye başladığını ve bu değişimin olumsuz yorumlarla şekillendiğini aktarmıştık. Bu hafta ise bu eğilimin daha da belirginleştiği, Karadeniz'den Pasifik'e uzanan geniş bir coğrafyada Türkiye karşıtı söylemlerin arttığı gözlemleniyor. Özellikle Ukrayna savaşı, Suriye'deki gelişmeler ve Kafkasya'daki dengeler, Rus medyasında Türkiye'yi hedef alan haberlerin sıklığını artırmış durumda.
Rus Basınında Yükselen Eleştiri Dili
Rusya'nın önde gelen gazeteleri ve televizyon kanalları, son dönemde Türkiye'nin dış politikasına yönelik sert eleştiriler yayımlıyor. Özellikle Ukrayna savaşındaki arabuluculuk rolü, Türkiye'nin NATO'daki konumu ve Karadeniz'deki askeri varlığı, Rus analistler ve yorumcular tarafından sıklıkla tartışılıyor. Moskova merkezli think-tank kuruluşlarının yayınladığı raporlarda, Ankara'nın Batı'ya yakınlaştığı ve Rusya'nın çıkarlarına aykırı adımlar attığı iddia ediliyor.
Bu eleştirilerin dozunun artmasında, Rusya'nın Ukrayna'da karşılaştığı zorlukların yanı sıra Türkiye'nin Suriye'deki operasyonları ve Libya'daki varlığı gibi bölgesel meseleler de etkili oluyor. Rus basınındaki yorumlarda, Türkiye'nin bu hamlelerinin Rusya ile imzalanan anlaşmalara aykırı olduğu ve iki ülke arasındaki ilişkilere zarar verebileceği vurgulanıyor. Özellikle, Moskova'nın Şam yönetimiyle olan yakın ilişkisi göz önüne alındığında, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde oluşturmaya çalıştığı güvenli bölge, Rusya tarafından doğrudan bir tehdit olarak algılanıyor.
Karadeniz'den Pasifik'e Genişleyen Rekabet
Rus basınındaki bu olumsuz hava, sadece Karadeniz ile sınırlı kalmıyor. Pasifik bölgesindeki gelişmeler de Türkiye-Rusya ilişkilerinde yeni bir gerilim alanı oluşturuyor. Özellikle, Türkiye'nin Asya-Pasifik bölgesindeki ülkelerle artan askeri ve ekonomik iş birliği, Moskova'yı rahatsız ediyor. Güney Kafkasya'daki dengeler, Orta Asya'daki enerji koridorları ve hatta Afrika'daki nüfuz mücadelesi, Rusya ile Türkiye arasındaki rekabetin boyutlarını genişletiyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı'na yakın kaynaklar, Türkiye'nin bazı bölgelerde Rusya'nın geleneksel nüfuz alanlarına müdahale ettiğini savunuyor.
Öte yandan, ekonomik ilişkilerde de bir soğuma sinyalleri var. Turizm gelirlerinin azalması, enerji anlaşmalarındaki belirsizlikler ve tarım ürünleri ihracatındaki engeller, iki ülke arasındaki ticari dengeleri etkiliyor. Rus basınında, Türkiye'nin buğday gibi önemli tarım ürünlerinde Rusya'ya bağımlılığı sık sık hatırlatılarak, bu durumun Ankara'yı daha kırılgan bir konuma getirdiği öne sürülüyor. Bu yorumlar, Türkiye'nin dış politikasının 'hesap verebilirlik' ilkesine uygun şekilde şekillenmediği iddiasını güçlendiriyor.
Ankara'dan Sessiz Bir Yanıt mı Geliyor?
Yaşanan bu gelişmelere rağmen, Ankara'nın konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmadığı görülüyor. Dışişleri Bakanlığı kaynakları, kulis bilgileri ve diplomatik çevrelerdeki temaslarda, Türkiye'nin Rusya ile ilişkileri 'pragmatik' çerçevede yürütme kararlılığında olduğu ifade ediliyor. Ancak, uzmanlara göre, Rus basınındaki bu olumsuz havannı arkasında yalnızca medya kuruluşlarının bağımsız yorumları değil, aynı zamanda devlet destekli bazı söylemlerin de etkili olduğu düşünülüyor. Bu nedenle, Türkiye'nin bu eleştirilere kayıtsız kalmaması gerektiği, aksi takdirde gerilimin daha da tırmanabileceği belirtiliyor.
Sonuç: Dengelerin Değiştiği Bir Dönem
Rusya'nın Türkiye'ye yönelik söylemlerindeki bu değişim, iki ülke arasındaki ilişkilerin sadece ekonomik veya stratejik çıkarlara dayalı olmadığını, aynı zamanda algıların da belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Karadeniz'den Pasifik'e uzanan bu sorunlar yumağı, tarafların diplomatik becerilerini test ediyor. Türkiye'nin, tarihsel ve bölgesel avantajlarını kullanarak bu eleştirileri bertaraf etmesi, hem bölgesel istikrar hem de kendi ulusal çıkarları açısından büyük önem taşıyor. Ancak, Moskova'nın bu çıkışları, Ankara'nın Batı ile arasındaki dengeyi yeniden gözden geçirmesi gerektiğinin de bir işareti olabilir. Bu gerginliklerin uzun vadede iki ülke arasında kalıcı bir soğukluğa dönüşmesi, küresel güç dengeleri açısından da yeni kırılmalar yaratabilir.