Komedyen Tuba Ulu, bir gösterisinde Kanuni Sultan Süleyman hakkında söylediği sözler nedeniyle yargılandığı davada 5 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul’da görülen duruşmada, 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' suçlamasıyla karşı karşıya kalan Ulu hakkında mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Cezanın ertelenmesi, Ulu’nun önümüzdeki 5 yıl içinde kasıtlı bir suç işlememesi halinde davanın düşeceği anlamına geliyor. Olay, 2022 yılında bir tiyatro gösterisi sırasında Kanuni Sultan Süleyman’a yönelik ifadeler nedeniyle gündeme gelmişti.
Dava süreci ve iddialar
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Tuba Ulu’nun 2022 yılında sahnelediği 'Beni Duyuyor musun?' adlı tek kişilik gösteride, Kanuni Sultan Süleyman’a yönelik sözlerinin 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' suçunu oluşturduğu belirtildi. İddianamede, Ulu’nun sözlerinin 'hukuk devleti, adalet ve tarihsel saygı' temel ilkeleriyle bağdaşmadığı ifade edildi. Sanık avukatı ise müvekkilinin bir komedyen olduğunu ve sanatın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Ulu’nun sözlerinin bir mizah öğesi olduğunu ve herhangi bir kin veya düşmanlık amacı taşımadığını ileri süren avukat, beraat talep etti. Mahkeme, tarafların beyanlarını dinledikten sonra cezayı verirken, takdiri indirim uygulamadı ve 5 ay hapis cezasına hükmetti, ancak hükmün açıklanmasını geri bıraktı.
Kanuni Sultan Süleyman ve ifade özgürlüğü tartışmaları
Osmanlı İmparatorluğu’nun 10. padişahı Kanuni Sultan Süleyman, tarihsel kişiliği ve devlet adamlığıyla Türkiye’de önemli bir figür olarak kabul ediliyor. Tarihçiler, Kanuni döneminde gerçekleşen fetihler ve hukuk reformlarına dikkat çekerken, eleştirel bakış açıları da bulunuyor. Ulu’nun sözlerinin hangi bağlamda söylendiği tam olarak bilinmese de, bu dava ifade özgürlüğünün sınırlarını yeniden gündeme getirdi. Türkiye’de sanatçıların tarihi figürler hakkında mizah yoluyla eleştiri yapmasının cezai yaptırımla karşılaşması, zaman zaman tartışma konusu oluyor. Anayasa’nın 26. maddesi, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü güvence altına alırken, 10. madde ise tarihi şahsiyetlere hakaretin suç teşkil edebileceğini belirtiyor. Dava, bu iki hak arasındaki dengenin nasıl kurulacağına dair önemli bir örnek teşkil ediyor. Ulu’nun cezasının ertelenmesi, sanatçının toplumla barışması için bir fırsat olarak değerlendiriliyor.
Toplumsal tepkiler ve hukuki boyut
Karar sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Bazı kullanıcılar Ulu’ya verilen cezayı ifade özgürlüğüne bir müdahale olarak nitelendirirken, diğer kesim tarihsel şahsiyetlere saygı duyulması gerektiğini savundu. Muhalefet partileri ve insan hakları örgütleri, kararı eleştirerek sanatçıların yargılanmasının demokratik toplum ilkeleriyle bağdaşmadığını belirtti. Öte yandan, iktidara yakın kaynaklar ise mahkemenin kararının hukuka uygun olduğunu savundu. Hukukçular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanığa ikinci bir şans tanıdığını ve bu tür davalarda sıkça başvurulan bir yöntem olduğunu ifade ediyor. Ulu, beş yıl boyunca kasıtlı bir suç işlememesi halinde dosya kapanacak. Ancak bu süreçte herhangi bir adli sicil kaydı bulunmayacak. Sanat camiası da kararı yakından takip ederken, benzer davaların önünü açıp açmayacağı merak konusu oldu.
Bağımsız değerlendirme
Tuba Ulu davası, tarihsel şahsiyetlerin eleştirisi ile sanat özgürlüğü arasındaki ince çizgiyi bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’deki yargılama süreci, ifade özgürlüğünün sınırlarının belirlenmesinde önemli bir test niteliği taşıyor. Sanatçıları hedef alan bu tür yargılamaların, yaratıcılığı ve eleştirel düşünceyi olumsuz etkileyebileceği endişesi yaygın. Öte yandan, toplumsal duyarlılıkların da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Bu bağlamda, cezanın ertelenmesi, hem sanatçıya bir şans tanıması hem de toplumda kutuplaşmayı önlemesi açısından makul bir çözüm olarak değerlendirilebilir. Ancak, benzer davaların önüne geçilebilmesi için yasal düzenlemelerin ifade özgürlüğü lehine netleştirilmesi ve uluslararası standartlarla uyumlu hale getirilmesi önem taşıyor.