Türkiye genelinde kadın muhtarların oranı 2024 verilerine göre yüzde 3,3 olarak kaydedildi. Kadınlar, 26 Ekim 1933 tarihinde köy muhtarlığı ve ihtiyar heyeti üyeliği seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde etmişti. Aradan geçen 91 yıla rağmen, yerel yönetimlerin en temel birimlerinde kadın temsilinin bu denli düşük kalması, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. Kadın muhtarlar ve sivil toplum kuruluşları, bu oranı yükseltmek için mücadelelerini sürdürüyor.
Temsil oranı neden düşük?
Kadınların muhtarlık seçimlerine katılımı ve kazanma oranı, çok sayıda yapısal engelle karşılaşıyor. Toplumsal cinsiyet rollerine dayalı önyargılar, kadınların yerel siyasette görünür olmasını zorlaştırıyor. Seçmen davranışları, adaylık süreçlerindeki maddi ve manevi zorluklar, geleneksel erkek egemen ağlar ve kampanya finansmanına erişimdeki eşitsizlikler, kadın adayların şansını azaltıyor. Ayrıca, muhtarlık görevinin gönüllülük esasına dayalı ve düzensiz çalışma saatleri gerektirmesi, özellikle bakım yükümlülüğü olan kadınlar için caydırıcı olabiliyor.
2024 yerel seçimlerinin ardından yapılan derlemelere göre, ülke genelindeki yaklaşık 50 bin muhtarlık koltuğunun yalnızca küçük bir bölümünde kadınlar temsil ediliyor. Bu oran, kadınların nüfusun yarısını oluşturduğu düşünüldüğünde ciddi bir temsil açığına işaret ediyor. Özellikle kırsal bölgelerde ve muhafazakâr seçmenin yoğun olduğu yerleşim yerlerinde kadın muhtar sayısı daha da sınırlı.
Tarihsel arka plan ve hukuki çerçeve
Türkiye'de kadınlara yerel yönetimlerde seçme ve seçilme hakkı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında tanındı. 1930'da belediye seçimlerine katılma hakkı verilen kadınlar, 1933'te köy muhtarlığı ve ihtiyar heyeti üyeliği için de bu hakkı elde etti. 1934'te ise milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. Bu erken kazanımlara rağmen, pratikte kadınların yerel yönetimlerdeki temsili uzun yıllar boyunca sembolik düzeyde kaldı.
Günümüzde yasal olarak kadın ve erkek arasında bir ayrım bulunmasa da, fiili eşitsizlikler devam ediyor. Siyasi partilerin aday belirleme süreçlerinde kadınlara yeterince yer vermemesi, yerel seçimlerde kadın adayların desteklenmemesi ve toplumsal baskılar, bu açığın sürmesinde etkili. Kadın muhtarlar, göreve geldiklerinde karşılaştıkları direnci ve önyargıları aşmak için ekstra çaba harcamak zorunda kalıyor.
Kadın muhtarlar ve STK'lar, "Cam tavanları kıracağız" diyerek daha fazla kadının yerel yönetimlere katılması için farkındalık kampanyaları yürütüyor. Eğitim programları, mentorluk destekleri ve yerel ağlar oluşturarak kadın adayları güçlendirmeyi hedefliyorlar. Ayrıca, siyasi partilere ve yerel yönetimlere cinsiyet kotası uygulamaları çağrısında bulunuyorlar.
Gelecek için umut verici adımlar
Son yıllarda bazı il ve ilçelerde kadın muhtar sayısında artış görülse de, ülke genelinde istenen seviyeye ulaşılamadı. Kadınların yerel karar alma mekanizmalarına eşit katılımı, demokrasinin güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için kritik önem taşıyor. Uzmanlar, yerel yönetimlerde kadın temsilinin artırılması için toplumsal zihniyet dönüşümünün yanı sıra, siyasi partilerin ve kamu kurumlarının somut adımlar atması gerektiğini vurguluyor.
Kadın muhtar adaylarına yönelik eğitim ve destek programlarının yaygınlaştırılması, medyanın kadın siyasetçileri görünür kılması ve yerel yönetimlerde esnek çalışma modellerinin geliştirilmesi öneriler arasında. Ayrıca, muhtarlık görevinin itibarının artırılması ve mali kaynaklarının güçlendirilmesi, kadınların bu göreve daha fazla ilgi göstermesini sağlayabilir.
Yerel seçimlerde kadın adayların desteklenmesi için sivil toplum kuruluşları, kadın örgütleri ve siyasi partiler iş birliği yapmalı. Toplumun her kesiminde cinsiyet eşitliği bilincinin yaygınlaşması, kadınların önündeki görünmez engellerin kalkmasına katkı sunacak. 1933'ten bu yana geçen sürede elde edilen hakların fiiliyata dönüşmesi için daha fazla çaba gerekiyor. Kadın muhtar oranının yüzde 3,3'te kalması, Türkiye'nin yerel demokrasisindeki temsil krizini gözler önüne seriyor. Bu tabloyu değiştirmek, sadece kadınların değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu.