İzlanda'da halk, Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağı konusunda sandık başına gitti ve kesin bir tavırla 'hayır' dedi. Resmi olmayan sonuçlara göre, seçmenlerin yaklaşık %57'si müzakerelerin yeniden başlamasına karşı oy kullanırken, %43'ü lehte oy kullandı. Katılım oranının ise %70 civarında olduğu açıklandı. Bu sonuç, İzlanda'nın AB üyeliğine uzun süredir devam eden mesafeli yaklaşımını bir kez daha teyit etti ve ülkenin gelecekteki Avrupa politikaları açısından belirleyici bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Referandumun Arka Planı ve Beklentiler
İzlanda'da referandum, 2010 yılında patlak veren ekonomik krizin ardından AB üyeliğine yönelik artan ilgiyle birlikte, 2013'te hükümetin müzakereleri askıya alması sonrasında gündeme gelmişti. O dönemde iktidara gelen merkez sağ koalisyon, AB üyelik sürecini dondurarak halkın görüşünün sorulması gerektiğini savunuyordu. Referandum, Başbakan Katrín Jakobsdóttir liderliğindeki koalisyon hükümetinin, AB yanlısı partilerin baskısı üzerine, konuyu halk oylamasına götürme kararı almasıyla gerçekleşti. Ancak sonuç, özellikle balıkçılık ve tarım sektörlerinin yoğun olduğu kırsal bölgelerde AB karşıtlığının ne denli güçlü olduğunu ortaya koydu. Ülkenin kuzeybatısındaki balıkçılık kasabalarında 'hayır' oylarının %70'in üzerinde olduğu bildirildi. Öte yandan başkent Reykjavik'te ise 'evet' oyları çoğunlukta kaldı (yaklaşık %53), ancak bu, ülke genelindeki tabloyu değiştirmeye yetmedi.
Sonuçların Yansımaları ve Avrupa İle İlişkiler
Referandumun 'hayır' sonucu, İzlanda'nın Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) ve Schengen Bölgesi üyeliğini sürdürme kararlılığını güçlendirdi. Hükümet yetkilileri, sonucun ardından yaptıkları açıklamada, ülkenin AB ile iş birliğinin mevcut çerçevede devam edeceğini, ancak tam üyelik ya da müzakerelerin yeniden başlatılması konusunda herhangi bir adım atılmayacağını duyurdu. Başbakan Katrín Jakobsdóttir, sonucu 'halkın açık mesajı' olarak değerlendirerek, hükümetin bu yöndeki kararlılığını sürdüreceğini belirtti. AB cephesinde ise Brüksel'den yapılan açıklamada, 'İzlanda halkının iradesine saygı duyduğumuzu ve ikili ilişkilerimizi mevcut ortaklık çerçevesinde geliştirmeye devam edeceğimizi' ifade edildi. Avrupa Komisyonu sözcüsü, İzlanda ile AEA anlaşması ve diğer iş birliği mekanizmalarının tam işletileceğini vurguladı.
İzlanda'nın AB İle İmtihanı: Bugüne Kadar Ne Yaşandı?
İzlanda, uzun yıllar AB üyeliğine mesafeli bir ülke olarak biliniyor. Nüfusu yaklaşık 350 bin olan ada ülkesi, 2009 yılında yaşanan mali çöküşün ardından üyelik başvurusunda bulunmuş, ancak 2013'te hükümet müzakereleri askıya almıştı. O dönemde başbakan olan Sigmundur Davíð Gunnlaugsson, 'balıkçılık ve tarım konularındaki çıkarlarımızı korumak adına müzakereleri dondurduklarını' açıklamıştı. AB ile ilişkilerini ise AEA üzerinden yürüten İzlanda, ekonomik olarak Avrupa pazarına entegre durumda. Ülke, aynı zamanda Schengen Bölgesi'ne de dahil ve Norveç ile birlikte AB'nin ortak balıkçılık politikasının dışında kalmayı başarmıştı. Bu durum, İzlanda'nın AB üyeliğine karşı duyulan güvensizliğin ana nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Uzmanlar, referandum sonucunun, ülkenin bağımsızlık reflekslerinin ve kuzeydeki komşusu Norveç'in izlediği 'AB üyesi olmadan entegrasyon' modeline olan bağlılığının bir yansıması olduğunu belirtiyor.
Geleceğe Dönük Senaryolar ve Siyasi Analiz
Referandum sonrası İzlanda'da siyasi dengelerin nasıl değişeceği merak konusu. AB yanlısı partiler, bu yenilgiye rağmen 'önümüzdeki beş yıl içinde yeniden bir oylama yapılması için mücadele edeceklerini' açıkladı. Öte yandan, 'hayır' kampanyasının öncülerinden olan Bağımsızlık Partisi, sonucu zafer olarak değerlendirdi ve 'AB üyeliğinin gündeme gelmesinin ancak halkın iradesinin net bir şekilde değişmesiyle mümkün olacağını' savundu. Siyaset bilimciler, bu sonucun özellikle İzlanda'nın kuzey Atlantik'teki stratejik konumu nedeniyle ABD ve NATO ile ilişkilerde yeni bir denge arayışına da yol açabileceğini öne sürüyor. Zira İzlanda, savunma alanında NATO'ya büyük ölçüde bağımlı olmasına rağmen, bağımsız dış politikasını korumaya özen gösteriyor.
İzlanda'nın AB'ye katılım konusundaki bu kararlı duruşu, Avrupa'nın genişleme politikası açısından da önemli bir gösterge. Birliğin, üyelik müzakereleri sürecinde aday ülkelere dayattığı ekonomik ve siyasi koşullar, İzlanda gibi refah düzeyi yüksek ülkeler için cazibesini yitirebiliyor. Bu bağlamda, İzlanda'nın 'hayır' kararı, Avrupa Birliği'nin günümüzde yalnızca ekonomik çıkarlarla değil, aynı zamanda ulusal egemenlik ve balıkçılık gibi hassas sektörlerdeki bağımsızlık arayışıyla şekillendiğini ortaya koyuyor. Sonuç, sadece küçük bir ada ülkesinin tercihi olmaktan öte, Avrupa projesinin geleceğine dair de bir tartışma başlatmış durumda.