Türkiye'de yaşlı nüfusun hızla artmasıyla birlikte huzurevlerine olan talep de yükseliyor. Ancak uzmanlar, yaşlı bireylerin ailelerinden uzaklaştırılmasının psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. İyi bir evlat olmanın ölçüsünün, anne ve babayı huzurevine göndermek olmadığını belirten psikologlar, aile bağlarının korunmasının önemini vurguluyor.
Huzurevleri çözüm mü, sorun mu?
Türkiye'de 65 yaş üstü nüfus 9 milyonu aşmış durumda. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, huzurevlerinde kalan yaşlı sayısı 2023 itibarıyla 30 bine yaklaştı. Ancak uzmanlar, bu sayının artmasının aile yapısında bir çözülmeye işaret ettiğini söylüyor. Psikolog Dr. Ayşe Yılmaz, "Huzurevleri, bakıma muhtaç yaşlılar için bir alternatif olabilir; ancak ailesi tarafından terk edilmiş hissine kapılan yaşlı bireylerde depresyon ve yalnızlık duygusu artıyor" diyor.
Özellikle büyük şehirlerde çalışan çiftlerin yaşlı ebeveynlerine bakmakta zorlandığı bir gerçek. Ancak bu durum, yaşlıların huzurevine yerleştirilmesini tek çözüm haline getirmemeli. Yaşlı bakımında gündüz bakım merkezleri, evde bakım hizmetleri gibi alternatif modeller geliştirilmesi gerektiğini belirten sosyolog Prof. Dr. Mehmet Kaya, "Toplum olarak yaşlılarımızı yalnızlaştırmak yerine, onları hayatın içinde tutacak mekanizmalar kurmalıyız" ifadelerini kullanıyor.
Evlat sevgisinin gerçek ölçüsü
Birçok kültürde olduğu gibi Türk kültüründe de yaşlılara saygı ve bakım önemli bir yer tutar. Ancak modern yaşamın getirdiği zorluklar, bu geleneksel değerleri aşındırıyor. Uzmanlar, iyi bir evlat olmanın ölçüsünün, anne ve babayı huzurevine göndermek değil, onlara vakit ayırmak, sevgi ve ilgi göstermek olduğunu belirtiyor. Sosyal hizmet uzmanı Zeynep Demir, "Bir ebeveyni huzurevine yerleştirmek, onu toplumdan ve aileden koparmak anlamına gelmiyor. Ancak bu karar, aile bireyleri tarafından sıklıkla suçluluk duygusuyla alınıyor. Oysa önemli olan, yaşlı bireyin rızasını almak ve onun mutluluğunu ön planda tutmaktır" diyor.
Yaşlıların evde bakımı konusunda devlet desteklerinin artırılması gerektiğini vurgulayan sivil toplum kuruluşları, bakım izni, evde bakım maaşı gibi uygulamaların yaygınlaştırılmasını talep ediyor. Ayrıca, yaşlı istismarı ve ihmalini önlemek için denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi de önem taşıyor.
Sonuç olarak, huzurevleri bir tercih değil, zorunluluk haline gelmemeli. Aileler, yaşlı bireylerini huzurevine göndermeden önce mutlaka alternatif çözümleri değerlendirmeli. Toplum olarak yaşlılarımızı yalnızlığa terk etmek yerine, onları hayatın içinde tutacak projeler geliştirmeli ve aile bağlarını güçlendirmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, bir gün hepimiz yaşlanacağız ve sevgiye, ilgiye ihtiyaç duyacağız.