İstanbul'da önceki gün etkili olan sağanak yağış, şehrin altyapı yetersizliklerini ve kentsel rant politikalarının yol açtığı sorunları bir kez daha gözler önüne serdi. Meteorolojik verilere göre metrekareye düşen yağış miktarı bazı ilçelerde 100 kilogramı aştı; cadde ve sokaklar sular altında kaldı, ulaşım aksadı, iş yerlerini su bastı. Yetkililer, can kaybı olmadığını açıklarken, maddi hasarın boyutu henüz netleşmedi. Ancak uzmanlar, bu tür olayların sıklığının artacağına ve mevcut kentsel dönüşüm ile imar politikalarının bu gerçeği görmezden geldiğine dikkat çekiyor. Yaşananlar, sadece bir doğa olayı değil, aynı zamanda rant odaklı kentleşmenin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Altyapı Yetersizliği ve Plansız Yapılaşma
İstanbul'un kanalizasyon ve yağmur suyu tahliye sistemleri, hızla artan nüfus ve yapılaşma karşısında yetersiz kalıyor. Özellikle son yıllarda dere yataklarının ve yeşil alanların imara açılması, suyun doğal akışını engelleyerek sel riskini artırıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi'nden bir uzman, "Yağmur yağdığında suların biriktiği noktalar, aslında rantın yoğunlaştığı bölgelerle örtüşüyor. Bu, tesadüf değil" diyor. 2009 ve 2017 yıllarında yaşanan büyük sel felaketlerinin ardından alınan önlemlerin yetersiz kaldığı, benzer sorunların tekrarladığı görülüyor. Belediyelerin altyapı yatırımlarından çok prestij projelerine yönelmesi, sorunun kronikleşmesine yol açıyor.
Öte yandan, kentsel dönüşüm projeleriyle yoğunluk artırılırken, yağmur suyu hasadı gibi sürdürülebilir çözümler göz ardı ediliyor. Çevre mühendisleri, yeni yapılaşmalarda geçirimli yüzeylerin azalmasının yağmur suyunun toprağa karışmasını engellediğini ve bu durumun sel riskini katladığını belirtiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) son yıllarda başlattığı bazı altyapı projeleri olsa da, bunların şehrin geneline yayılması ve hızlandırılması gerekiyor. Ancak kaynakların öncelikli olarak nerelere aktarıldığı, siyasi tercihlerle şekilleniyor.
Siyasi Tartışmalar ve Rant Ekonomisi
İstanbul'da yaşanan sel felaketleri, siyasi arenada da yankı buluyor. Muhalefet partileri, iktidarın imar afları ve plansız yapılaşmaya göz yumduğunu, bunun sonucunda doğal afetlerin felakete dönüştüğünü savunuyor. İktidar kanadı ise altyapı yatırımlarının sürdüğünü, ancak iklim değişikliğinin etkilerinin beklenenden şiddetli olduğunu dile getiriyor. Uzmanlar, sorunun sadece teknik değil, aynı zamanda politik bir mesele olduğunu vurguluyor. Kent planlamacıları, rant odaklı projelerin doğal afet risklerini artırdığını, ancak bu projelerin ekonomik çıkarlar nedeniyle desteklendiğini ifade ediyor.
Özellikle dere yataklarına yapılan lüks konutlar ve AVM'ler, sel sırasında suyun akışını engelleyerek çevredeki yerleşim birimlerini tehlikeye atıyor. Bu durum, deprem riskiyle birlikte İstanbul'un karşı karşıya olduğu iki büyük tehdidi oluşturuyor. Bilim insanları, kentin deprem kadar sel ve heyelan gibi risklere de hazırlıklı olması gerektiğini, ancak mevcut politikaların bu gerçeği yansıtmadığını belirtiyor. İstanbul'un geleceği için bütüncül bir afet yönetimi planına ihtiyaç duyuluyor.
Toplumsal Tepki ve Çözüm Arayışları
Yaşanan sel felaketinin ardından sosyal medyada ve yerel halk arasında tepkiler yükseldi. Vatandaşlar, belediyelerin ve merkezi yönetimin sorumluluktan kaçtığını, sadece kriz anında müdahale edildiğini dile getiriyor. Sivil toplum kuruluşları, kent planlamasında katılımcılığın artırılması ve doğa temelli çözümlerin benimsenmesi çağrısında bulunuyor. Öneriler arasında yeşil alanların korunması, yağmur suyu depolama sistemlerinin yaygınlaştırılması ve imar denetimlerinin sıkılaştırılması yer alıyor.
İBB yetkilileri, önümüzdeki dönemde altyapı projelerine ağırlık vereceklerini açıkladı, ancak bu açıklamaların ne kadarının hayata geçirileceği belirsiz. Uzmanlar, sorunun çözümü için sadece altyapı değil, aynı zamanda kentsel rantın adil dağıtımı ve doğal varlıkların korunması gerektiğini vurguluyor. İstanbul'un geleceği, bugün atılacak adımlara bağlı. Yaşananlar, bundan sonra yaşanacakların da habercisi olabilir.
Sonuç olarak, İstanbul'da etkili olan yağmur, yalnızca bir meteorolojik olay değil, aynı zamanda kentin yıllardır biriken sorunlarının bir yansıması. Rant odaklı politikalar, altyapı yetersizliği ve iklim krizi birleştiğinde, felaketler kaçınılmaz hale geliyor. Gelecek nesillere yaşanabilir bir İstanbul bırakmak için, doğayla uyumlu, adil ve sürdürülebilir bir kentleşme modeline geçilmesi gerekiyor. Bu da ancak siyasi irade ve toplumsal bilinçle mümkün olabilir.