İstanbul'da son günlerde etkili olan şiddetli yağışlar, kent genelinde büyük bir sel felaketine yol açtı. Cadde ve sokaklar sular altında kaldı, araçlar mahsur kaldı, ev ve iş yerlerini su bastı. Yetkililer, can kaybı ve maddi hasara ilişkin henüz net bir açıklama yapmazken, olayın ardından kentin altyapısı ve yapılaşma politikaları bir kez daha sorgulanmaya başlandı. Uzmanlar, selin yalnızca aşırı yağıştan kaynaklanmadığını, yıllardır süregelen betonlaşma, dere yataklarındaki yapılaşma ve yetersiz drenaj kapasitesinin felaketin boyutunu artırdığını belirtiyor.
Bilimsel Araştırmalar Yıllar Önce Uyarmıştı
İstanbul'daki dere havzaları ve taşkın riski üzerine yapılan bilimsel araştırmalar, kentin sel riskiyle karşı karşıya olduğunu uzun süredir ortaya koyuyordu. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Boğaziçi Üniversitesi gibi kurumlarda görev yapan akademisyenler, özellikle son 20 yılda hazırladıkları raporlarda, kentin kuzeyindeki ormanlık alanların ve dere yataklarının imara açılmasının taşkın riskini ciddi biçimde artırdığına dikkat çekmişti. Bu raporlarda, mevcut altyapının artan nüfus ve yapılaşma karşısında yetersiz kaldığı, yağmur suyu drenaj sistemlerinin güncellenmesi gerektiği vurgulanmıştı.
Ancak bu uyarılar, kentsel dönüşüm ve mega projelerin gölgesinde yeterince dikkate alınmadı. Özellikle son yıllarda hız kazanan inşaat faaliyetleri, yeşil alanların azalmasına ve suyun doğal akışının bozulmasına neden oldu. Dere yataklarının üzerinin kapatılması veya daraltılması, yağmur sularının tahliyesini zorlaştırarak sel riskini artırdı.
Betonlaşma ve Dere Yataklarındaki Yapılaşma
İstanbul'un sel felaketinde en çok etkilenen bölgelerden biri olan Küçükçekmece ve Başakşehir çevresinde, dere yataklarına yakın yapılaşma dikkat çekiyor. Uzmanlara göre, bu bölgelerdeki yapılar, dere yataklarının doğal taşkın alanlarını işgal ediyor. Yağışların yoğunlaştığı dönemlerde, suyun akacağı doğal kanallar daraldığı için su, cadde ve sokaklara taşarak büyük hasara yol açıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) eski yetkilileri, kentin yağmur suyu drenaj sisteminin 1950'lerdeki nüfus ve yapılaşma dikkate alınarak tasarlandığını, bugünkü metropol ölçeğine uygun olmadığını belirtiyor. Yeni yapılan drenaj hatları ise kısmi çözümler sunuyor; ancak kentin genelinde bütüncül bir altyapı yenilenmesi olmadan sel riskinin devam edeceği ifade ediliyor.
Siyasi Tartışmalar ve Sorumluluk
Sel felaketinin ardından siyasi partiler arasında da tartışma başladı. Muhalefet partileri, iktidarın kentsel dönüşüm politikalarını ve imar aflarını eleştirerek, dere yataklarındaki yapılaşmaya göz yumulduğunu savundu. İktidar kanadı ise suçlamaları reddederek, belediyelerin altyapı yatırımlarını yeterince yapmadığını öne sürdü. İBB Başkanı, selin ardından yaptığı açıklamada, "İstanbul'un altyapı sorunu yıllardır birikmiş durumda. Yağmur suyu kanalları ve dere ıslahları için acil eylem planı devreye alınmalı" dedi.
Uzmanlar, sel felaketinin sorumluluğunun tek bir kuruma yüklenmemesi gerektiğini, merkezi ve yerel yönetimlerin birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, kentsel planlamada iklim değişikliğinin etkilerinin göz önünde bulundurulması ve yeşil alanların korunması gerektiği belirtiliyor.
Gelecek İçin Çözüm Önerileri
Bilim insanları, İstanbul'un sel riskini azaltmak için bir dizi öneri sunuyor:
- Dere yataklarının doğal yapısının korunması ve betonlaşmanın önlenmesi,
- Yağmur suyu drenaj sistemlerinin kapasitesinin artırılması ve modernize edilmesi,
- Yeşil alanların ve parkların artırılarak suyun emiliminin sağlanması,
- Kentsel dönüşüm projelerinde zemin etütlerinin daha titiz yapılması ve dere yataklarına yapılaşmanın kesinlikle yasaklanması,
- İklim değişikliğine uyum stratejilerinin hayata geçirilmesi.
Bu öneriler, yalnızca İstanbul için değil, benzer risk altındaki diğer kentler için de geçerli. Sel felaketleri, Türkiye'nin dört bir yanında son yıllarda daha sık yaşanıyor. Uzmanlar, iklim krizinin etkisiyle aşırı hava olaylarının artacağını, bu nedenle altyapı ve planlama politikalarının acilen gözden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.
İstanbul'daki sel felaketi, bir kez daha gösterdi ki, doğanın dengesine müdahale eden yapılaşma ve yetersiz altyapı, kaçınılmaz olarak felaketlere davetiye çıkarıyor. Bilim insanlarının yıllar önce yaptığı uyarılar artık kulak ardı edilemez. Kent yönetimleri, gelecekte benzer acıları yaşamamak için şimdi harekete geçmeli ve kalıcı çözümler üretmeli.