İsrail'in Suriye'ye yönelik son haftalarda artan hava saldırıları, bölgesel güvenlik dinamiklerinde yeni bir sayfa açtı. Tel Aviv yönetimi, bu operasyonları geleneksel olarak 'İran tehdidi' ve 'ulusal güvenlik' söylemiyle meşrulaştırsa da, uzmanlar bu kez tablonun farklı olduğu görüşünde. İran'ın askeri ve istihbari varlığının yanı sıra Hizbullah'ın da en güçlü şekilde konuşlandığı dönemlerde bile bu denli kapsamlı bir tehdit algısı geliştirmeyen İsrail'in, şimdi açıklanamaz bir paranoya içine girdiği belirtiliyor. Ancak asıl dikkat çeken, bu paranoyanın hedef tahtasına Türkiye'yi koyması.
İran Faktöründen Türkiye Faktörüne: Değişen Tehdit Algısı
İsrail'in Suriye'deki saldırılarının dozu ve kapsamı, özellikle 7 Ekim 2023 sonrası yaşanan gelişmelerle birlikte ciddi biçimde arttı. Hava kuvvetleri, Şam ve Halep çevresindeki askeri noktaları, lojistik tesisleri ve istihbarat merkezlerini neredeyse haftalık operasyonlarla vuruyor. Bu saldırıların ardında yatan resmi gerekçe, İran'ın Suriye üzerinden açtığı ikmal hatlarının ve Hizbullah'ın füze stoklarının etkisiz hale getirilmesi. Oysa geçmişte İran, Suriye'de sadece askeri danışmanlar ve devrim muhafızlarıyla değil, aynı zamanda Hizbullah'ın en seçkin birlikleriyle birlikte pozisyon almıştı. O dönemde İsrail'in eylemleri daha sınırlı ve hedefe yönelikti. Şimdi ise İran'ın bölgeden büyük ölçüde çekilmesine rağmen saldırıların şiddeti azalmadı; aksine daha da arttı. Bu durum, İsrail'in açıklanan gerekçelerinin ötesinde farklı hesaplar yaptığını gösteriyor.
Paranoyanın Kaynağı: Türkiye'nin Artan Etkisi
İsrail'in yeni tehdit algılamasında Türkiye'nin başrol oynadığına dair güçlü işaretler var. Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı, özellikle kuzeydeki operasyonları ve bu ülkedeki siyasi nüfuzu, Tel Aviv'i rahatsız ediyor. İsrailli strateji uzmanları, Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna yönelik olası askeri harekatının ve Suriye'nin yeniden inşasında Ankara'nın oynayacağı merkezi rolün, İran'ın boşalttığı güç boşluğunu doldurabileceğini düşünüyor. Bu endişe, İsrail'in son dönemde Türkiye'ye yönelik sert açıklamalarına ve istihbarat raporlarına yansıyor. İsrail Savunma Bakanlığı bünyesindeki bazı birimler, Türkiye'yi 'mevcut ve yakın gelecekteki en büyük tehdit' olarak tanımlayan analizler hazırladı. Bu raporlar, Türkiye'nin İHA/SİHA teknolojisindeki ilerlemesi ve Kara Kuvvetleri'nin sınır ötesi operasyon kabiliyetine dikkat çekiyor. Bu durum, İsrail'i geleneksel güvenlik hesaplarını yeniden gözden geçirmeye itiyor.
Saldırganlığın Ürettiği Paranoya ile Gerçek Tehdit Arasındaki Fark
Ancak bu 'Türkiye tehdidi' algısının bir kısmı, İsrail'in kendi saldırgan politikalarının yarattığı bir paranoyadan ibaret. Yıllardır Filistin topraklarını işgal eden, Lübnan'a ve Suriye'ye düzenlediği saldırılarla bölgeyi istikrarsızlaştıran bir devletin, bu politikalarının sonucu olarak karşısında giderek daha güçlü bir Türkiye görmesi, doğal bir refleks olarak değerlendirilebilir. İsrail, kendi güvenliğini sağlamak için komşularını zayıf ve parçalanmış tutmayı strateji olarak benimsemiştir. Bu bağlamda Türkiye'nin yükselen askeri kapasitesi ve bölgesel ağırlığı, İsrail'in bu stratejisine en büyük tehdidi oluşturuyor. Fakat paranoya olması, İsrail'in takip edilmediği anlamına gelmiyor. Türkiye'nin özellikle Suriye'de sahip olduğu konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan askeri güç, Doğu Akdeniz'deki enerji rezervleri üzerindeki hak iddiaları ve istihbarat ağının genişlemesi, gerçek bir güç projeksiyonunu da beraberinde getiriyor. Bu yönüyle İsrail'in endişeleri tamamen yersiz değil; ancak çözümü, saldırganlığı artırmak yerine bölgesel diplomasi ve karşılıklı güven artırıcı önlemlerde araması gerekiyor.
Sonuç olarak İsrail'in Suriye'deki saldırıları, artık sadece İran'ı hedef alan bir askeri operasyon olmanın ötesine geçmiştir. Bu eylemler, İsrail'in bölgesel güç dengesinde Türkiye'nin yükselişine karşı duyduğu derin kaygının bir yansımasıdır. Bu paranoya, İsrail'in kendi politikalarının dikenli tellerle ördüğü bir pusula gibi; ancak pusulanın iğnesi kuzeyi gösteriyor ve bu kez karşısında Türkiye var. Ankara'nın sakin ve kararlı duruşu, bölgesel istikrarın sağlanmasında kritik bir rol oynayabilir; ancak Türkiye'nin de İsrail'in provokasyonlarına karşı net bir kırmızı çizgi belirlemesi gerektiği açık.