İşgal altındaki Batı Şeria'da, İsrail ordusu ile rejimin desteklediği silahlı yerleşimci gruplar, Filistinlilere yönelik saldırılarını son günlerde yoğunlaştırdı. Üniformasız haydutlar olarak nitelendirilen bu gruplar, çeşitli bölgelerde cami basıp evleri ateşe verirken, ordu birlikleri de operasyonlara katıldı. Saldırılarda çok sayıda Filistinlinin yaralandığı ve büyük maddi hasar meydana geldiği bildiriliyor. Bu gelişmeler, bölgede zaten kırılgan olan ateşkesi daha da tehdit ederken, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor.
Camiye saygısızlık ve evlere kundaklama
Saldırıların ilk dalgası, Batı Şeria'nın kuzeyindeki Nablus kentine bağlı Kusra köyünde yaşandı. Görgü tanıklarının ifadesine göre, gece saatlerinde köye gelen onlarca maskeli silahlı kişi, önce köyün merkezindeki camiye girerek içerideki eşyalara zarar verdi, ardından da çevredeki evlere ve tarım arazilerine kundaklama eyleminde bulundu. Köylülerin panikle kaçıştığı anlarda, İsrail askerlerinin de bölgeye gelerek müdahale etmediği, hatta yerleşimcileri koruduğu öne sürüldü.
Benzer saldırılar, aynı gece El-Halil'in güneyindeki Masafer Yatta bölgesinde de gerçekleşti. Burada da bir grup yerleşimci, Filistinlilere ait birkaç evi ateşe verdi, araçları tahrip etti. Filistin Kızılayı ekipleri, yangınlara müdahale ederken, yaralananların hastaneye kaldırıldığını açıkladı. Saldırıların ardından bölgede geniş güvenlik önlemleri alan İsrail ordusu, Filistinlilerin gösterilerine göz yaşartıcı gaz ve gerçek mermiyle müdahale etti.
Baskı ve yerleşimci şiddeti artıyor
Batı Şeria'da son dönemde yerleşimci şiddeti olarak adlandırılan saldırıların sayısında belirgin bir artış yaşanıyor. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) verilerine göre, 2024 yılının ilk aylarında kaydedilen şiddet olayları, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 40 arttı. Bu saldırıların çoğunun, İsrail ordusunun gözü önünde ya da doğrudan desteğiyle gerçekleştiği belirtiliyor.
İşgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinliler, bu saldırıların kendilerini yerlerinden etme amacı taşıdığını savunuyor. Özellikle Batı Şeria'nın C Vadisi olarak bilinen bölgelerde, İsrail yönetiminin planları doğrultusunda Filistin topluluklarına yönelik sistematik bir baskı uygulanıyor. Yerleşimci gruplar ise sıklıkla 'güvenlik' gerekçesiyle bu bölgelerde yeni ileri karakollar kuruyor.
Uluslararası tepkiler ve tırmanma riski
Bu gelişmeler, uluslararası toplumun tepkisini çekerken, bazı ülkeler ve sivil toplum kuruluşları İsrail'e yaptırım çağrısında bulunuyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, son saldırıları kınayarak 'uluslararası hukukun açık ihlali' olarak nitelendirdi. Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, tarafları itidal çağrısı yaparken, saldırıların bölgesel bir çatışmaya dönüşme riskine dikkat çekti.
Filistin yönetimi ise konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşıyacağını duyurdu. Filistin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 'Bu saldırılar, İsrail'in işgal politikalarının bir parçasıdır ve uluslararası toplumun sessiz kalması kabul edilemez' denildi. Öte yandan, İsrail hükümeti yerleşimcilere yönelik herhangi bir kısıtlama getirmezken, ordu yetkilileri 'güvenlik operasyonları'nın süreceğini belirtti.
Bu olaylar, Orta Doğu'da zaten yüksek olan tansiyonu daha da artırıyor. Özellikle Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte, Mescid-i Aksa çevresinde yaşanabilecek gerginliklerin bölge genelinde yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebileceği endişesi bulunuyor. Uzmanlar, İsrail'in yerleşimci şiddetine karşı etkili önlemler almaması halinde, Batı Şeria'da kontrolden çıkacak bir kaos ortamının oluşabileceği uyarısında bulunuyor.
İsrail'in bu eylemleri, uluslararası hukuk açısından da ciddi sorunlar içeriyor. Cenevre Sözleşmeleri'nin işgal altındaki topraklarda sivillerin korunmasına ilişkin maddeleri, İsrail'in yerleşimci şiddetini önleme yükümlülüğünü açıkça ortaya koyuyor. Ancak İsrail'in bu yükümlülükleri sürekli olarak ihlal ettiği ve yerleşimcilere adeta dokunulmazlık tanıdığı biliniyor. Bu durum, Filistinlilerin yaşam haklarını tehdit ederken, iki devletli çözümün de giderek imkânsız hale gelmesine yol açıyor.