Pew Research Center'ın periyodik olarak gerçekleştirdiği küresel kamuoyu araştırmaları, İsrail'in uluslararası alandaki itibar kaybının son yıllarda hız kazandığını gösteriyor. Özellikle 7 Ekim 2023 sonrası dönemde İsrail'e yönelik olumsuz algı birçok ülkede rekor seviyelere ulaşırken, Türkiye kamuoyunun İsrail'e ve Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yönelik güvensizliği araştırmalara en yüksek oranda yansıyan ülke oldu. Veriler, diplomatik baskının ve uluslararası izolasyonun İsrail açısından giderek derinleşen bir soruna dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Pew Araştırmaları: İsrail'in İmajı Eriyor
Pew Research Center'ın farklı yıllarda ve çeşitli ülkelerde yürüttüğü anketler, İsrail'e duyulan sempatinin Avrupa'dan Asya'ya, Latin Amerika'dan Orta Doğu'ya kadar geniş bir coğrafyada gerilediğini gösteriyor. Özellikle genç nüfus ve sol eğilimli seçmenler arasında İsrail karşıtlığının arttığı görülüyor. Araştırmalar, İsrail'in askeri operasyonlarının sivil kayıplara yol açması, yerleşim birimlerinin genişletilmesi ve iki devletli çözüm sürecinin fiilen rafa kaldırılması gibi faktörlerin bu algı değişiminde belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca, İsrail hükümetinin uluslararası hukuku ihlal ettiği yönündeki iddialar ve uluslararası kuruluşlarla yaşanan gerilimler de bu tabloyu besliyor.
Küresel kamuoyundaki bu erozyon, yalnızca halk düzeyinde kalmayıp devlet politikalarına da yansımış durumda. Birçok ülke parlamentosunda İsrail'e yönelik eleştirel açıklamalar ve tanıma kararları gündeme gelirken, bazı ülkeler Filistin devletini tanıma yönünde adımlar attı. Bu gelişmeler, İsrail'in uluslararası meşruiyet zemininin daraldığını gösteriyor.
Türkiye: Güvenin En Düşük Olduğu Ülke
Pew Research Center verilerine göre, Türkiye kamuoyunun İsrail'e ve Binyamin Netanyahu'ya yönelik güven düzeyi, araştırmaya katılan ülkeler arasında en düşük seviyede. Türkiye'de neredeyse her on kişiden dokuzu İsrail'in uluslararası arenada güvenilir bir aktör olmadığını düşünüyor. Bu tablo, 7 Ekim sonrasında Türkiye'nin izlediği politikayla da uyumlu. Ankara, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını sert bir dille kınadı, insani yardım koridorlarının açılması için çağrılar yaptı ve bazı diplomatik adımlar attı. Türkiye ayrıca uluslararası platformlarda Filistin davasını savunan açıklamalarla öne çıktı.
Türkiye'nin bu tutumu, sadece hükümet düzeyinde değil, muhalefet partileri ve geniş halk kesimleri nezdinde de destek buluyor. Toplumun büyük bölümü, İsrail'in politikalarını Filistin halkına yönelik bir baskı ve işgal olarak değerlendiriyor. Bu durum, Türkiye'nin İsrail karşısındaki diplomatik baskı stratejisinin iç kamuoyunda sağlam bir meşruiyet zeminine sahip olduğunu gösteriyor.
Diplomatik Baskı ve İsrail'in İzolasyonu
İsrail'in uluslararası alanda artan izolasyonu, yalnızca kamuoyu araştırmalarıyla sınırlı değil. Son yıllarda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda İsrail aleyhine alınan kararlar, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde açılan soruşturmalar ve bazı ülkelerin İsrail'le askeri iş birliğini askıya alması, diplomatik baskının somut yansımaları olarak öne çıkıyor. Ayrıca, İsrail'e yönelik ekonomik yaptırım çağrıları ve akademik boykot hareketleri de giderek yaygınlaşıyor. Bu gelişmeler, İsrail'in geleneksel müttefikleri nezdinde bile sorgulanmaya başlandığını gösteriyor.
Türkiye, bu süreçte diplomatik baskının öncü aktörlerinden biri olarak konumlanıyor. Ankara, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda ortak bir tavır oluşturulması için çaba harcıyor, Filistin'e yönelik insani yardımları sürdürüyor ve uluslararası toplantılarda İsrail'in hesap vermesi gerektiğini vurguluyor. Türkiye'nin bu aktif diplomasisi, ülkenin bölgesel ve küresel ölçekte etkisini artırma hedefiyle de örtüşüyor.
Uluslararası Algı ve Gelecek Perspektifi
Pew Research Center verileri, İsrail'in uluslararası imajındaki bozulmanın yalnızca geçici bir dalgalanma olmadığını, yapısal bir soruna işaret ettiğini gösteriyor. Özellikle Batı Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da genç kuşaklar arasında İsrail'e yönelik olumsuz tutumların hızla arttığı görülüyor. Bu durum, İsrail'in uzun vadede diplomatik ilişkilerinde ve ekonomik ortaklıklarında zorluklarla karşılaşabileceğine işaret ediyor. İsrail yönetiminin bu algıyı tersine çevirmek için atacağı adımlar, önümüzdeki dönemde belirleyici olacak.
Öte yandan, Türkiye'nin İsrail karşısındaki tutumu, bölgesel dengeler açısından da önem taşıyor. Türkiye, Filistin meselesini merkeze alarak Orta Doğu'da etkisini artırmaya çalışırken, aynı zamanda Batı ile ilişkilerini de yönetmek durumunda. Bu denge siyaseti, Türkiye'nin diplomatik manevra alanını genişletiyor ancak beraberinde riskler de barındırıyor. Uluslararası kamuoyundaki İsrail karşıtlığı, Türkiye'nin elini güçlendirirken, İsrail'in izolasyonu derinleştikçe bölgesel gerilimlerin tırmanma ihtimali de göz ardı edilmemeli.
Sonuç olarak, Pew Research Center'ın verileri ışığında İsrail'in uluslararası alandaki itibar kaybı ve Türkiye'nin bu tablodaki yeri, küresel siyasette önemli bir kırılma noktasına işaret ediyor. Diplomatik baskının dozunun artması, İsrail'in gelecekte daha fazla izolasyonla karşılaşabileceğini gösterirken, Türkiye'nin Filistin davasındaki aktif tutumu uluslararası kamuoyunda yankı bulmaya devam ediyor.