Bölgesel istikrar açısından kritik bir dönemeçte, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) Suriye'nin güneyindeki Kuneytra ve Suveyda bölgeleri ile Lübnan'ın güney sınırında yoğunlaştırdığı askeri operasyonlar, mevcut ateşkes ve çatışmasızlık düzenlemelerinin sürdürülebilirliğine ilişkin kaygıları giderek artırıyor. Son günlerde yaşanan baskınlar ve sınır ötesi hareketlilik, taraflar arasındaki gerginliği yeniden alevlendirirken, uluslararası toplumun arabuluculuk çabalarını da zora sokuyor.
Sahalardaki Yeni Tablo: Kuneytra ve Suveyda
Suriye'nin güneyindeki Kuneytra vilayeti, 1974'ten bu yana Birleşmiş Milletler gözetimindeki Ayrışma Bölgesi'ne ev sahipliği yapıyor. Ancak son haftalarda İsrail güçlerinin bu tampon bölgede devriye ve baskın faaliyetlerini belirgin şekilde artırdığı gözlemleniyor. Özellikle Kuneytra kırsalında, İsrail ordusunun yerel halkı sorguladığı, bazı noktalarda geçici kontrol noktaları kurduğu ve insansız hava araçlarıyla keşif uçuşları yaptığı bildiriliyor. Benzer şekilde, daha doğuda yer alan Suveyda ilinde de İsrail destekli grupların faaliyet gösterdiği ve bölgedeki aşiret yapılarıyla temasa geçtiği iddia ediliyor. Bu durum, Esad rejiminin kontrolündeki bölgelerde yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratma potansiyeli taşıyor.
Lübnan'ın Güneyinde Tansiyon
Kuzey cephesinde, İsrail ile Lübnan arasındaki Mavi Hat boyunca da benzer bir hareketlilik yaşanıyor. Hizbullah'ın varlığını sürdürdüğü güney Lübnan'da, İsrail ordusunun sınır ötesi operasyonları ve hava saldırıları, geçtiğimiz yıl imzalanan ateşkes anlaşmasının ruhuna aykırı bulunuyor. BM Geçici Görev Gücü (UNIFIL) yetkilileri, ihlallerin her iki taraftan da geldiğini ancak son dönemde İsrail'in baskınlarının arttığını raporluyor. Bu durum, Hizbullah'ın misilleme ihtimalini güçlendirirken, bölgede yeni bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir.
Ateşkes ve Çatışmasızlık Rejimlerinin Geleceği
Suriye'deki Ayrışma Bölgesi ve Lübnan'daki Mavi Hat düzenlemeleri, uzun yıllardır bölgesel istikrarın temel taşları olarak görülüyor. Ancak İsrail'in son dönemdeki askeri aktivizmi, bu rejimlerin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Uzmanlar, İsrail'in İran'ın Suriye'deki varlığını ve Hizbullah'ın füze kapasitesini hedef aldığını belirtse de, bu operasyonların sivil halk üzerinde yarattığı baskı ve bölgesel gerilimi artırma riski giderek daha fazla sorgulanıyor. Rusya'nın Suriye'deki, ABD'nin ise Lübnan'daki nüfuzu, krizin yönetilmesinde kilit rol oynarken, taraflar arasındaki doğrudan diyalog kanalları ise neredeyse tamamen kapalı durumda.
Uluslararası Tepkiler ve Diplomasi Trafiği
İsrail'in bu provokatif adımları, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde de eleştirilere yol açıyor. Özellikle Rusya ve Çin, yaptıkları ortak açıklamada, İsrail'in Suriye'nin toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini ve ateşkes anlaşmalarını baltaladığını vurguladı. ABD ise İsrail'in meşru müdafaa hakkını savunurken, gerilimin daha da artmaması için itidalli olunması çağrısında bulundu. Bölge ülkeleri arasında ise Türkiye ve İran, İsrail'in bu faaliyetlerini kınayarak, bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ifade etti. Ancak tüm bu kınamaların pratikte bir yaptırım gücü bulunmadığından, sahadaki gerginlik düşürülebilmiş değil.
Arka Plan: İran Faktörü ve Kalıcı Çatışma Dinamikleri
Bu gelişmeleri anlamlandırabilmek için, İsrail'in uzun süredir devam eden İran karşıtı stratejisinin önemini vurgulamak gerekiyor. İsrail, İran'ın Suriye üzerinden Lübnan'daki Hizbullah'a silah sevkiyatını ve bölgedeki askeri varlığını kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle, son yıllarda Suriye içindeki İran hedeflerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi. Ancak son dönemdeki kara operasyonları, İsrail'in stratejisinin yalnızca hava saldırılarıyla sınırlı olmadığını, sahadaki dengeleri değiştirmeye yönelik daha geniş bir yaklaşım benimsediğini gösteriyor. Bu durum, bölgedeki kaos ortamından beslenen yeni silahlı grupların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir ve yalnızca Suriye ve Lübnan'ı değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.
Değerlendirme: Sürdürülebilir Bir İstikrar İçin Diyalog Şart
İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki artan askeri faaliyetleri, bölgesel düzenin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Ateşkes rejimlerinin ihlali, yalnızca askeri bir sorun değil, aynı zamanda siyasi bir krizi de beraberinde getiriyor. Taraflar arasında güven inşa edici adımlar atılmadığı sürece, bu tür baskınların ve karşı operasyonların devam etmesi kaçınılmaz görünüyor. Uluslararası toplumun, özellikle de BM'nin, bu konuda daha kararlı bir tutum sergilemesi ve tarafları müzakere masasına çekecek mekanizmalar geliştirmesi gerekiyor. Aksi takdirde, her an daha büyük bir çatışmaya dönüşebilecek bu gerginlik, bölge halklarına yeni acılar yaşatacaktır.